RSS

19 Ağustos 2014 Salı

FURUĞ FERRUHZAD / Elif Şafak



Düzene meydan okuyan bir kadın şair


Sene 1935. Bir kız çocuğu geldi dünyaya, Tahran´da. 7 çocuklu bir ailede büyüdü ama kardeşlerinden de yaşıtlarından da farklıydı. Sorgulayan gözleri, büyümüş de küçülmüş sözleri ve dinmeyen merak duygusuyla kabına sığamayan taşkın sular gibiydi. Kitap okumaya, resim yapmaya, dünyayı anlamaya, her şeyden çok sanata düşkündü. Büyüdü Furuğ Ferruhzad (Forough Farrokhzad) oldu.

O zamanki İran bugünkü rejimden farklıydı elbet ama benzer şekilde kapalı bir toplumdu. Çok erken evlendi Furuğ. Henüz 16 yaşındaydı. Kocası mürekkep yalamış, kalem erbabı, entelektüel bir adamdı. Birlikte kitaplarla doldurdular evlerini. Bir sene sonra bir oğulları oldu. İsmini Kamyar koydular. Ne var ki çok sürmedi bu evlilik. 2 sene sonra geçimsizlik sebebiyle ayrıldılar.

Furuğ´un o dönemki İran´da yazıp yayınladığı inanılmaz bir şiir var. Günahlar ve günahkârlar üzerine. İlk dizesi şöyle: Ben bir günah işledim." Bu şiirde genç kadın bir başka erkeğe olan ilgisinden, aşkından ve onunla yaşadığı gizli ilişkiden bahseder. Bir anlamda kendini ifşa eder, özeleştiride bulunur. Şiir yayınlanır yayınlanmaz yer yerinden oynar. Hem toplumun farklı kesimlerinden inanılmaz ağır ve hakaretamiz eleştirilere maruz kalır hem de kendi evinden, bilhassa kaynanasından. Oğlunun vesayetini kaybeder, çocuğunu görmesi bile yasak edilir. Kirli, namussuz bir kadın gözüyle bakar ona toplum, Ne gariptir ki Furuğ en çok da entelektüel kesim tarafından dışlanır. 1955 senesinde ilk şiir kitabı yayınlanır. Yüreğinden, benliğinden, derinden gelen kelimelerle yazar Furuğ. Her dizesi bir feryattır.
Olabildiğine ataerkil bir toplumda genç ve dul bir kadın olarak yaşamak zordur. Hele onun gibi kategorilere sığmayan, özgürlüğüne düşkün biri için. Kendi ayakları üzerinde durmakta kararlıdır. Yazmaya devam eder. Peşpeşe 2 kitap daha yayınlar. Birinin ismi Duvar, ötekinin ismi ise İsyan.

İRAN´DA CÜZAMLI OLMAK
Yazı dışında sanatın diğer alanlarına da ilgisi ve kabiliyeti vardır, bilhassa resim ve sinema. 1962 senesinde bir belgesel çeker. Konu: İran´da cüzamlı olmak! O günkü toplumda bir cüzamlı olarak yaşamanın ne olduğunu anlatır kamerasıyla. İnanılmaz etkileyici bir eser çıkar ortaya. Üst üste uluslararası ödüller alır. İşin ilginç yanı Furuğ bu belgeseli çekerken hakikaten gidip cüzamlılarla yaşamış, onlarla beraber kalmıştır. Üstelik cüzam hastalığının bulaşıcı olduğuna İnanıldığı bir dönemde. Derken çekimler esnasında bir oğlan çocuğu dikkatini çeker. Hem annesi hem babası cüzamlı olan tatlı, iyi huylu bu oğlanın adı Hüseyin´dir. Furuğ´un yüreği sızlar. Çocuğu evlat edinmeye karar verir. Ailesi de onaylar. Furuğ oğlanı alır evine getirir, yedirir, okutur, büyütür. Bir deli kadındır Furuğ. Yüreği dipsizdir, hayalleri hudutsuz. Ona "günahkâr" diyen insanların anlayamayacağı bir başka boyuttadır.


1963 senesinde bir kitap daha yayımlar. İsmi "Bir Başka Doğum". İran şiirinin en önemli eserlerinden biri kabul edilecektir. Avrupa´da bir İranlı, İran´da bir Avrupalı olarak yaşar. Yaratıcıdır, yalnızdır. Oğullarını ihmal eder ama çok da sever onları; erkeklerle ilişkileri hep iniş çıkışlıdır, hep hayal kırıklığı. Kendi kendini tüketen bir fitil gibidir. Bir de maalesef hız düşkünüdür Furuğ, en sevdiği şey arabasına atlayıp tam gaz son sürat yol almaktır. İçinde bulunduğu toplumu ağır aksak, kapalı ve tekdüze bulur, hiçbir şey yetmez ona. Yetinmeyi bilmez. Hep daha çok hız yapmak ister. Hep daha öteye varmak. Sonunda bir gün gene yolda hız yaparken bir trafik kazasında hayatını yitirir.


İran´da şeriat rejimi Furuğ´un tüm kitaplarını yasaklar. Ama onu merak eden, anlamak isteyenlere araştırmacı ve profesör Farzaneh (Ferzane) Milani´nin çalışmalarına bakmalarını hararetle tavsiye ederim. İran asıllı Amerikalı kadın akademisyen inanılmaz bir emek, disiplin ve sevgiyle Furuğ hakkında yazmakta. Kitabının ismi

Peçeler ve Kelimeler.
Genç kızlarımızdan hep mektuplar alıyorum. Haklı şikâyetleri var. Bulundukları ortama ya da çektikleri zorluklara dair. Eğer bu yazıyı okuyan, okuyup da yazar olmak, şair olmak, yönetmen olmak, müzisyen olmak, sanatçı olmak isteyen, lakin çevrenin baskısından ya da insanların hoşgörüsüzlüğünden dolayı morali bozulan genç kızlar varsa, ufacık bir şeyi hatırlatmak isterim. Furuğ nam bu delifişek kadın bütün bunları 1940´ların, 1950´lerin İran´ında yapabildiyse, çıkıp da "Ben şairim" diyebildiyse, sözünün arkasında durabildiyse, bugünün Türkiye´sinde katbekat daha fazlasını başarabilir kadınlar. Birbirimizin hayatlarından, hikâyelerinden, sanatlarından, sevaplarından ve bazen de hatalarından dersler çıkararak, feyz alarak ilerleriz.



22 Mayıs 2011

Hiç yorum yok: