RSS

6 Aralık 2015 Pazar

ARAGON

SÜREKLİ RANDEVU


Daha büyük bir rüzgâra karşı yazıyorum ve kızmasınlar
Sadece şişirilmiş yelken olanlar
Bu rüzgâr daha güçlü eser ve daha kırmızıdır kor

Tarih ve aşkım hep aynı adımlarla yol alıyor
Daha büyük bir rüzgâra karşı yazıyorum hem ne gerek bana
Okumayanlardan buğdayların kumrallığında

Geleceğin ekmeğini ve bana ne gülenlerden benim için her kapı
Senin geçitin olsun ve her gök senin gözlerin
Giden bir tramvay hep bir şeyler götürür senden

Daha büyük bir rüzgâra karşı bulutlu bir havada
İstediğim gibi yazıyorum hem ne yapılabilir sağırlara
Kötü bir oyunda hile gibiyse şarkı söylemek onlar için

Hiç bir aşk yok ki bizim aşkımız gibi olsun
Bana yol göstermekte adımlarının izi
Güneş değil sensin ısıtan beni

Ellerinin renginden anlıyorum güneşi
Aşksız güneş rastlantısal bir ömür
Aşksız güneş bu yarın’sız bir dündür

Ayrılıklar varsa çekip giden hep sensin
Hep bizim aşkımız var ağlayan her bir gözde
Hep bizim aşkımızdır yolu şaşırılmış sokak

Bu bizim aşkımızdır yol kapanınca sensin
Sensin sızlayan yürek hareket edince tren
Sensin tek eldivene eş olacak eldiven

İnsanı solduran her bir düşünce sensin
Uzun uzun sallanan mendiller de sen
Sensin gemilerin güvertesinde giden

Susan hıçkırıklar sen agucuklar sen
Ve akşam eşikteki sessiz itiraflar
Ağızdan kaçan bir fısıltı uykuda söylenen sözler

Yakalanmış bir gülücük uçuşan perde
Bir okul avlusunda uzaktan yankılanışı seslerin
Bir iki üç diye sayan çocuklar ebe sırası kimde

Geceleyin damlar üzerinde güvercinlerin sesi
Hapishanelerin iniltisi dalgıçların incisi
Şarkı söyleten ve susturan her şey sensin

Ve söylediğim şarkı da sen o büyük rüzgâr İLE

1947

Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet 








LEYLAKLAR VE GÜLLER


Ey çiçek açma ayı ey değişimler ayı
Sen ey bulutsuz Mayıs bıçaklanmış Haziran
Hiçbir zaman unutmayacağım ne gülleri ne leylakları
Ne de ilkbaharın bağrında sakladıklarını hiçbir zaman

Hiçbir zaman unutmayacağım o acı görüntüyü
Tören alayını çığlıkları kalabalığı ve güneşi
Aşkla yüklü tankları Belçika’nın hediyelerini
Titreşen havayı ve arıların vızıltısı ile dolu yolu
Savaştan önce kazanılan erken zaferi
Öpücük kırmızısının önceden haber verdiği kanı
Ve coşkun bir halkın çepeçevre leylaklarla donattığı
Tankların zırhlı kuleciğinde dimdik ölüme gidenleri

Hiçbir zaman unutmayacağım Fransa’nın bahçelerini
Yok olmuş yüzyılların ayin kitapları gibi
Ne de akşamların şaşkınlığını sessizliğin esrarını
Geçtiğimiz yol boyunca uzanan gülleri

Çiçeklerin karşı koymasını bozgun rüzgârına
Korkunun kanadında geçen askerlere
Alaycı toplara çıldırmış bisikletlere
Acemi kampçıların zavallı giysilerine

Ama nedendir bilmem bu imgeler tufanı
Hep aynı durağa geri götürür beni
Sainte-Marthe’a Bir general Kara cıvıltılar
Bir Normandia villası ormanın kenarında
Çıt yok Düşman dinleniyor karanlıkta
Paris’in düştüğünü söylediler bize bu akşam
Hiçbir zaman unutmayacağım ne leylakları ne de gülleri
Ve ne de kaybettiğimiz iki sevdayı hiçbir zaman

Ölümle günün demetleri leylakları Flanders leylakları
Ölümle yanakları süslenen gölgenin tatlılığı
Ve siz bozgun demetleri narin güller
Uzaklarda yangın rengine çalan Anjon gülleri


Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet  





 LEYLÂKLAR VE GÜLLER ÜSTÜNE



JOHN W. KNELLER
Çeviren: Gün Anadol




1897’de doğan Louis Aragon’un yazın dünyasına girişi, Birinci Dünya Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı madalyaya lâyık görüldüğü döneme rastlar. Aragon, Dada hareketinin öncülerinden biri olarak tanınır. Bütün yazınsal değerlerin yeniden gözden geçirilip duygusal, sözbilimsel ve yapay «yazın»a bir başkaldırı olan Dada hareketi aydınlar arasında benimsenmekle birlikte kısa ömürlü oldu. Aragon 1922 yılında Andre Breton ile birlikte gerçeküstücülük akımını başlattı. O günlerde yazdığı ilk gerçeküstücü şiirlerinde yoğun bir şekilde gözlenen gizemli havanın yanı sıra, bu şiirler aynı zamanda insanı içindeki «sonsuz» ile yeni bir ilişkiye davet ederek merak ve şaşkınlık duygularını kamçılayan, böylece insanı değiştirmeye yönelen gayretkeş çabalarının bir ürünüydü.

Qui est la? Ah tres bien- faites entrer l’infini “Kim var orada? Oh, çok iyi, sonsuz’u içeri buyur edin!».

Aragon’un ünü, düzyazı yazarı olarak tanındığı gerçeküstücü döneminde doruğa ulaştı. Siyasal ve toplumsal bir yenilenme ümid ederek Komünist Parti’ye katılması da aynı yıllara rastlar. 1926 yılında yazdığı Le Paysan de Paris (Paris Köylüsü) günümüzün aşırı akılcı modern yaşantısına duyuları ve düş gücünü katmanın gerekliliğini savunan güzel bir öyküdür.

Aragon şiirsel bir dille toplumsal içerikli romanlar da yazmıştır: Les claches de Bâle (1934, Basel’in Çanları), Les beaux quartiers (1936, Kibar Semtler). Nostalji kokan Aurélien (1944) adlı eseri ise kendi gençliğinin yarı-otobiyografik öyküsüdür.

1939-1940 yıllarında bir kez daha askerliğe özenen Aragon, Fransız ordusunun 1940 yılı mayıs ve haziran aylarında Belçika’dan Loire Irmağı’na doğru geri çekilişini bizzat yaşamıştır. Bu arada işgal altındaki Fransa gazetelerinde yayımlanan pek çok şiiri ile yenik ve acılı Fransız halkının duygularını harekete geçirmiştir.

Le créve-coeur (1940, Yürek Yarası), Les yeux d’Elsa (1942, Elsa’nın Gözleri) ve öfkeli bir dille Vichy rejimini alaya aldığı Musée Grévin (1943) bu şiirlerden bazılarıdır.

Louis Aragon, çağdaş Fransız yazınında en çok tartışılan şairlerden biridir.



 Siyasal konular bir yana bırakılırsa, yazınsal konularda bile eleştirmenler arasında bir tartışma kaynağıdır. Bazıları onu çağının en yetenekli yazarlarından biri olarak görürken, bazıları da zarif bir «fiyasko» olarak niteler ve kendine özgü nedenlerle kendine en çok uyan şiir türünü yazmaya yanaşmadığını savunurlar.

«Leylaklar ve Güller» işte bu tür çelişkili görüşlere yol açabilecek bir şiirdir.

Aragon bu şiiri 1940 yılı Temmuzunda Fransa’nın Almanlar tarafından işgalinden bir ay sonra yazmıştır.

Aragon’un şiirinde Victor Hugo’dan bir şeyler vardır: echo sonore, ya da halkın sesi sık sık duyulur. Bu amaçla Ortaçağ’da, ağızdan ağıza anlatılan kısa şiir tarzını çok kullanmıştır. İnsanlara kendileri hakkında birbirlerine anlatabilecekleri şiirler armağan etmekte ne denli başarılı olduğunun kanıtı, işgal altındaki Fransa’ya ait öykülerde olduğu kadar, bu şiirin yayımlandığı Le créve-coeur’ün başarısında da gözlenebilir.

«Leylâklar ve Güller»de birbirine benzer ritm ve uyakların kullanılması, biçimsel olarak simetriye önem veren şairin birbirine benzeyen görüntüler yaratma çabasının sonucudur. Başlangıçtaki ve sonuçtaki dörtlükler, diğer sekiz dizelik bölümlerin içerdiği değişik imgelere bir çeşit çerçeve oluşturur.

«Leylaklar ve Güller» de konu, biçim ile dikkâte değer bir ölçüde uyum içindedir. En baştaki dört dizede şiirin teması açıkça belirtilir: güneşli bir Mayıs’ın çiçekleri olan leylâklar, boş bir ümitle Albert Kanalı’na doğru karşı hücuma geçen ordu kuvvetlerini Fransız halkının yanlış bir iyimserlik içinde coşkuyla selâmlayışını simgeler.

Güller ise, Haziran ayının o korku dolu günlerini, Fransız halkının korkunç yanılgısını «ülkenin sırtından bıçaklanışını» ve askerlerin yenilgisini simgeler.

Başlangıçtaki bu dizeleri izleyen imgelerde kolay anlaşılabilir bir düzen vardır. Diğer üç bölüm ise mutlak bir uyum içindedir. Birincisinde «trajik yanılgı», mayıs ayı ve leylaklarla ilgili imgeler görülür: tören alayı; kalabalık; sevgi yüklü tanklar (muhtemelen askerleri öpmek için tanklara tırmanan genç kızları anlatmaktadır); Belçika’lılar tarafından verilen hediyeler; arıların vızıltısı; yanaklardaki ruj izleri (9-10); tankların zırhlı kuleciklerinde leylaklar arasında ayakta duran tankçılar hep aynı olayı anlatır.



İkinci bölüm geçiş bölümüdür; yanlış anlaşılan işaretlerin trajik ironisi gözler önüne serilir: kargaşa, ürpertici sessizlik; «korkunun kanatlarında» koşan askerler; çılgınca bir panik içinde bisikletliler; ateş etmek yerine düşmanın önünden kaçan etkisiz ve gülünç toplar; Paris’ten kaçan, ancak geceyi geçirmek için bir çadır bile bulamayan halkın zavallılığı dile getirilir. Bu üç uzun bölümün sonuncusunda bir film şeridi gibi gözler önünden geçen görüntüler aniden 14 Haziran 1940’ta Paris’in düştüğü gece Normandiya’da Evreux yakınındaki küçük bir köyde, Saint-Marthe’da durur. En son dörtlük, birinci dörtlüğün özetini verirken, uzun bölümlerin canlandırdığı görüntüler, daha önce belirlenen çerçeve içinde kısa bölümlerin sunduğu sembolizme temel oluşturur.

Okuyucuya pek de yabancı olmayan bütün bu imgeler arasında bazıları da tamamıyla anlaşılamaz. Örneğin, nasıl olur da, bahçeler tarihsel din kitaplarını andırır? Acaba düzenli, rengarenk bahçeler, Şair’e Ortaçağ’a ait yazıları ya da parlak ciltli dua kitaplarını mı anımsatmıştır?

28. dizedeki «iki sevda» kimi ve neyi hatırlatır? Bunlar yoksa Aragon’un sık sık söz ettiği iki tutkuyu, vatanı ve karısı Elsa Triolet için duyduğu aşkı mı dile getirir? Şiirin içeriğinden bunun böyle olmadığı anlaşılır. Belki popüler bir şarkının ilk dizeleridir bunlar:

J’ai deux amorus,/ Mon pays et Paris (İki aşkım var, Vatanım ve Paris). Yoksa şair iki çiçek ile simgelenen yitik hayallerini mi anlatmaktadır? Bu yorum diğerlerine oranla daha anlamlıdır: leylaklar, zaferin yanlış müjdecisi, güller ise yenilginin sahte yorumcuları olabilir.

Son dörtlükteki «Flanders leylakları» anlaşılabilir bir imgedir, zira Mayıs birlikleri, Almanların bir kanadını çevirmek için harekete geçtiğinde, o bölgeden ilerlemişti. Fakat «Anjou güllerinin anlamı nedir? Aragon hiç şüphesiz bu isimle anılan bir gül türünden söz etmemektedir. Mütareke, Paris’in kuzeydoğusunda Compiegne’de imzalanmıştı. Şair ise bu şiiri yazdığında Dordogne’de, Javerlhac’da bulunmaktaydı. O halde Batı Fransa’daki eski bir dükalıktan söz edilmemektedir. Bu belki de Şair’in diğerlerine uyak olsun diye seçtiği Normandiya’daki geri çekilme hattının dışında kalan tek bir bölgenin adıdır. Sonuç olarak, bazı önemsiz biçem kusurları dikkate alınmazsa, «Leylaklar ve Güller»in biçimsel güzelliği, ona çağımızın en anlamlı savaş şiirlerinden biri olma özelliğini kazandırır. Öyle ki, savaşı yaşamamış olanlar bile uzun süre bu şiirin etkisinden kurtulamayacaktır.

Hiç yorum yok: