RSS

2 Mart 2011 Çarşamba

VINCENT Van GOGH, Theo'ya Mektuplar

Etten, 7 Eylül 1881



Old boy, bu mektup yalnız sanadır, onu yalnız kendine sakla, olur mu?

Önce sana soracağım: «Hayır, hiçbir zaman» tekerlemelerin soğutmayacağı kadar derin ve ateşli bir aşkın var olabilmesine bir azıcık olsun şaşar mısın? Ben sanıyorum ki, şaşmak şöyle dursun, bunu tabii karşılarsın; «akıllıca» bir iş dersin buna.

Aşk gerçekten de olumlu bir şeydir, güçlü bir şey, öylesine var olan bir şey ki, seven insan nasıl canına kıyamazsa, bu duygusunu da atamaz içinden. Ama diyeceksin ki: «Canlarına kıyan insanlar da vardır.» Ben de derim ki: «Bu çeşit eğilimleri olan bir adam değilim sanıyorum.»

Hayatı gerçekten sever oldum ve âşık olduğuma çok seviniyorum. Hayatla aşk birdir benim gözümde. Ama diyeceksin, «hiç bir zaman, hayır, hiç bir zaman» cevabı ile karşılaşıyorsun. Ben de sana derim ki: Old boy, şimdilik bu «hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman» sözünü kalbimin üstünde sıktığım bir buz parçası sayıyorum.

Bakalım kim üstün gelecek, bu buz parçasının soğukluğu mu, yoksa benim canlı sıcaklığım mı?


Bu nazik meselede söz söylemek istemiyorum şimdilik, başkalarının da «yola gelmez», «deli olmalı» gibi lâflardan başka söyleyecek bir şeyleri yoksa, konuşmamalarını dilerdim. Hoş, Groenland ya da Yeni Zemliyadan gelme, şu kadar metre yüksekliğinde, kalınlığında, ve derinliğinde bir buzdağı ile karşılaşıp da bu koca yığını eriteceğim diye yüreğime bassaydım, duruma kötü denirdi elbet.

Ama madem ki şimdilik geminin pruva bodoslaması bu çapta bir buz yığınına çarpmadı, madem ki boyuna «hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman» dediği halde, boyu, eni ve genişliği birkaç metre olmaktan çok uzaktır ve, iyi ölçmüşsem, pekalâ kucaklanabilecek durumdadır, davranışımın neden «çılgınca» olduğunu daha anlamış değilim.

Demek ki ben kendi hesabıma, «hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman» adlı buz parçasını bağrıma basmaktan başka çare bulamıyorum ve onu bu yoldan eritip yok etmeye çalışıyorsam kim ne diyebilir bu çabama ?

Bilmem hangi fizik kitabında buzun erimez olduğunu okudular?

Bu kadar çok sayıda insanın işi fazla ciddiye aldıklarını görünce üzülesim geliyor, ama kendimi üzüntüye kaptırıp yüreğimin gücünü de yitirmek istemiyorum. Tam tersine.

Canı isteyen üzülsün, ben bıktım üzüntüden. Çayırkuşu bahar günü ne kadar neşeliyse, o kadar neşeli olmak istiyorum. «Gene sevmek» şarkısından başka şarkı söylemek gelmiyor içimden.

Sen bu «hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman» sözü üstünde durur muydun, Theo?

Hayır, senden tam tersini umarım. Ama öyle adamlar var ki, onlar «bilmeden» ve herhalde iyi niyetle, bağrıma bastığım buz parçasını söküp atmaya uğraşıyor ve ne yaptıklarının farkına varmadan, yanan aşkımın üstüne soğuk su atıyorlar.

Ama eminim ki kovalar dolusu su bile soğutmaz benim aşkımı; şimdilik öyle, old boy.

Ya bazı insanların şu imâlarına ne dersin: hazırlanmam lâzımmış, yakında benden daha iyi, daha zengin bir adamla nişanlandığını duyacakmışım, çok güzelleştiğinden birçok kısmetler çıkacakmış, üstelik de «kardeşliği» aştığım zaman (sınırı nerde bunun?) bana karşı fazla bir duygu beslemiyormuş, ben de «bu arada» benim için daha hayırlı olabilecek bir fırsatı kaçırırsam yazık olurmuş!...

«Yalnız o, başkası olamaz» demesini bilmeyen adam aşkın ne olduğunu bilir mi?

- Bana bütün bunları söylediklerinde yüreğim, gönlüm, zekâm, bütün benliğimle «yalnız o, başkası olamaz» diye duydum içimden.

Yalnız o, başkası olamaz dediğiniz zaman, size: «Bu sizinkisi zaaf, tutku, çılgınlık, dünyadan habersizlik» diyenler, üstelik de sakınmanızı, işleri tatlıya bağlamaya çalışmanızı salık verenler olur. Benden uzak olsun bu çeşit düşünceler!

Zaafım gücüm olsun, başkasına değil, ona bağımlı kalmak istiyorum, elimden gelse de bağımsız olmak istemem ondan.

Bir başkasını sevdi ya, kopamıyor o geçmişten ve yeni bir aşk düşüncesi ürkütüyor belki onu. Ama bir söz var, belki bilirsin: «İnsan sevmeli, sonra sevgisinden kopmalı ve yeni baştan sevmeli!»

«Sen de yeni baştan sev, sevdiğim, sevdiceğim, sevgilim!»

Hep geçmişi düşündüğü, kendini büsbütün geçmişe verdiği besbelli. Ben de ne yapayım, duygularına saygım var, derin yası bana dokunuyor. Sarsıyor beni… Ama onun belâlı yanı da kaçmıyor gözümden…

Yüreğim yumuşayabilir, ama kendim çelik gibi sağlam ve kararlı olmalıyım. Onda yeni bir şey uyandırmaya çalışmalıyım, eski sevgisi ortadan silinmese de, onun kadar yaşamayı hak eden yeni bir duygu yaratmalıyım.

İşte bu yüzdendir ki atıldım bu işe, başında hantal ve beceriksizdim, ama sonra kararlı olarak: K sizi kendimi sevdiğim kadar seviyorum dedim. İşte o zaman da bana: Hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman, karşılığını verdi.

«Hayır, hiçbir zaman!» ne denir buna?

Ben: «Gene sevmelisin» dedim. Bakalım sonunda kim üstün gelecek. Allah bilir, beri şunu biliyorum ki «that I had better stick to my faith» (*)

Bu yaz o «hiçbir zaman, hayır, hiçbir zaman» sözünü duyunca... Allahım ne feciydi, sonsuzluğa dek cehennem cezasına çarpıldığımı sandım başlangıçta ve o anda sanki gerçekten yere fırlatılmış gibi oldum.

Ruhuma çöken o anlatılmaz sıkıntı arasında birdenbire karanlıkta doğan bir ışık gibi bir fikir parladı: vazgeçebilen vazgeçsin, ama inanabilirsen inanmaya bak. O zaman vaz geçmiş bir insan olarak değil, inanan bir insan olarak doğruldum ve “yalnız o, başkası olamaz” düşüncesinde karar kıldım.

Ama diyeceksin ki: kandırabilirsen neyle yaşayacaksınız? Yahut ta “elde edemeyeceksin onu” - ama, hayır, sen böyle bir şey söylemezsin. Seven yaşar, yaşayan çalışır, çalışan ekmeğini çıkarır.

Bunun içindir ki rahat ve güvenliyim işte: bu durum çalışmamı etkiliyor, çalışmam da gitgide sarıyor beni, başaracağımı anlıyorum da ondan. Olağanüstü bir şey yaratacağımdan değil, tersine olağan bir şey yaratacağımı sezinliyorum, yani bir varlığı olan, faydalı olabilecek sağlam, «tutarlı» bir eser. Var gücümüzle gerçeğe ermenin en kestirme yolu gerçek bir sevgidir bence. Gerçeğin içinde yaşayan yanlış bir yolda olabilir mi? Sanmam.

Ama neye benzetsem âşık olma durumunun yarattığı o kendine özgü duyguyu ve bilinci?

İnsan hayatta gerçekten âşık oldu mu yeni bir kıta keşfetmiş gibi oluyor.

İşte bunun içindir ki senin de âşık olmanı diliyorum, ama bunun için bir «aşk» bulmak gerek; bu aşkı bulmaya gelince, derim ki başka işlerde olduğu gibi aşkta da arayan bulur ve bulduğumuz gün kendimizi becerikli değil, mutlu saymalıyız.


(*) “İnancımdan şaşmamalıydım”, metinde İngilizce.

1 yorum:

Canan Baday dedi ki...

Güzeeeeellllll :)