RSS

21 Mart 2010 Pazar

ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / GENÇLİK

I

PAZAR


HESAPLAR bir yana, gökyüzünün kaçınılmaz inişi, anıla­rın yoklaması ve uyumların oturumu, usun barınağını, kafası­nı ve evrenini uğraştırıyor.

- Bir at, kömürsü bir vebayla delik deşik, kentin kıyısın­daki koşu alanından boşanıp tarlalar, ağaçlıklar boyunca ge­çip gidiyor. Zavallı çilekeş bir kadın, nice beklenilmedik bıra­kılmışlıklardan sonra; yeryüzünün bir köşesinde iç çekiyor. Ca­niler, fırtınadan, sarhoşluktan ve yaralardan sonra tükeniyor. Küçük çocuklar, ırmaklar boyunca felâketler altında boğulu­yorlar.

Yığınlarla birleşen ve yükselen yırtıcı yapıtın gürültüsün­de yeniden çalışmaya koyulalım.



II

SONNET


EY normal yapılı insan, ten meyve bahçesine asılı bir mey­ve değil miydi, ey o çocuk günler! vücut har vurup harman sav­rulacak bir gömü değil miydi; ey sevi sen de Psyche'nin gücü ya da yıkımı değil miydin? Toprak prensler, sanatçılarla dolup taşan bereketli bayırlarla çevriliydi; cinayetlere ve yaslara iti­yordu kanınız ve soyunuz bizi: yeryüzü, o bahtınız ve yıkımı­nız. Ama şimdi, bu tepeleme emek,sen, o hesapların, sen, o sabırsızlıkların, saptanmamış ve hiç zorlanmamış oyununuz ve sesinizden başka bir şey değil artık, bunlar her ne kadar çift bir olayın buluş ve başarı sebebi olsa da, bu imgesiz evren­lerde kardeşsi ve ağzı sıkı insanlıkta; - güç ve hak oyunu ve sesi yansıtıyor ve ancak şimdi anlaşılıyor.



III

YİRMİ YAŞ


SÜRÜLDÜ öğretici sesler ... Acılar pahasına susturulan özdeksel saflık ... Adagio. Ah! Ergenliğin sonsuz bencilliği, özenli iyimserlik: bu yaz nasıl da çiçeklerle doluydu yeryüzü! Ölü ha­valar ve biçimler… Güçsüzlüğü ve yokluğu bastırmak için, bir koro! Gecesel ezgilerin camdan bir korosu ... Sahiden, sinirler hemen çıkacaklar sürgün ayına.



IV

ANTOİNE'IN düştüğü eğinimden kurtulamamışsın hâlâ.

Kuşa dönmüş çabanın delice davranışları, çocuksu böbürlenme­nin sırıtmaları, çöküntü ve yılgınlık.Ama sen bu işe sarılacak­sın: bütün uyumsal olanaklar, bütün mimarlık olanakları yö­rende dönüp duracaklar. Kusursuz, beklenmedik yaratıklar de­neylerine verecekler kendilerini. Yörende, eski kalabalıkların ve o lükslerin merakı, düşlercesine akıp gidecek. Belleğin ve duyuların yaratıcı güdülerinin besini olacak salt. Ya dünya, sen içinden çıkıp gidince, ne olacak ona? Zaten, şimdi bile gö­rünürde nesi var ki.


ÇEV: İLHAN BERK

Hiç yorum yok: