ÇİVİTSİ boğazdan Ossian denizlerine değin, şarap rengi bir göğün yuduğu pembe, turuncu kumlara, manav dükkanlarında karınlarını doyuran yoksul genç ailelerin bir anda yerleşiverdikleri o billûr bulvarlar yükselip kesişiyorlar.
Yas içindeki okyanusun yapabileceği en uğursuz kara bir dumandan meydana gelen, bükülen, gerileyen, inen bir gökte, ziftli bir çölden, korkunç sargılar halinde dizilen sisten örtülerle tolgalar, tekerlekler, sandallar, sargılar bir bozgun halinde kaçışıyorlar. - Savaş.
Kaldır başını; şu yay biçimindeki köprü; Samarie'nin son zerzavat bahçeleri; soğuk gecenin dövdüğü fenerin altındaki ışık içindeki maskeler; nehrin aşağısındaki gürültülü giysisiyle o bön su kızı; bezelye karıklarında bu kafatasları - ve daha buna benzer görüntü oyunları - kır.
Oldukça koruluklu parmaklık ve duvarlarla çevrili yollar, yürekler, kız kardeşler, uzunluğu lânetleyen Şam diye adlandıracağınız canavarsı çiçekler, - eski çağlara özgü hâlâ o musikiyi kabullenen Ren - ötesinden kadınlar, Japonyalılar, Guaranlılar perisi soyluların malları - ve artık bir daha açılmayacak hanlar var - prensesler, ve öyle pek bitkin değilsen, yıldızlar var incelenecek - gökyüzü.
Karın pırı1tıları arasında, Onunla savaştığınız o sabah, bu yeşil dudaklar, aynalar, kara bayraklar, mavi ışınlar sonra, ve kızıl kokuları kutuplar güneşinin, - senin gücün.
ÇEV: İLHAN BERK
21 Mart 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder