RSS

27 Mart 2010 Cumartesi

SAMİH EL KASIM / SAVAŞTA SAKAT KALANIN TÜRKÜSÜ

Bayanlar baylar,
bir türkü söylemek isterim size,
bağışlayın beni
öfkeyle doluysam.
Bilmezsiniz nasıl yansır
sesimin duvarlarında
hâlâ top gürültüleri.
Bir türkü söylemek isterim size,
yüreğimi döktüm ben bu türküye,
can kulağıyle dinleyin beni.

Bayanlar baylar,
yurdum badem, armut, üzüm bahçesiydi.
Yurdumun kralıydı babam,
anam kraliçesi.
Ev işlerini görürdü anam,
yemek pişirir, çamaşır yıkar, çiçek dikerdi.
Bir prenstim ben de,
ben, babamın oğlu,
işim gücüm krallığı korumaktı
yırtıcı hayvanlardan, zararlı böceklerden.

Yıllar geçti. Baktık bir gün
bir şapka gelir bize doğru.
İki göz gördük şapkanın altında
kömürden, tuzdan, dumandan.
Bir mektup verdi bize kara şapka,
mektup yıktı anamı,
anam bir kanlı taş gibi düştü yere,
yaşlı babam, oracıkta, kalakaldı.

Bayanlar, uzatmayalım sözü.
Çok beceriksiz, kötü bir asker oldum.
Kurşunlardan, güllelerden iğreniyordum.
Savaş kutsaldır, demişlerdi bana,
ama ben çok iyi biliyordum:
Boy atamazdı, bahçemde fidanlarım
yüzüstü bırakıldı mıydı,
sahipsiz yurdumu basardı böcekler,
kuruturlardı ağaçlarımı,
kalırdı geride boş kütükler.

Sayın bayanlar, başınızı ağrıtmayayım.
Bir gün kalıverdik ateşler, dumanlar içinde.
Uçaklar da katılmasın mı bu oyuna!
Düştük pıtır pıtır.. Sinekler gibi.
Birden bir sızı duydum kemiklerimde.
Bir gevşeme.
Bir kara bulut.
Bir sağnak.

Öyle ne kadar kaldım, bilmiyorum.
Gelince kendime yoklamak istedim yöremi.
Bulamadım elimi.

Anladım neden sonra,
yani kavradım tanrı tarafından demek isterim,
yitirmişim sol yanımı
ve iki gözümü.
Babam daha önce ölmüştü
-bu da Allah’ın işi olsa gerek-
Hükümet de almış yaşlılar yurduna komuştu anamı.

Bayanlar baylar,
usta bir şair değilim ben,
övünmek
benim ne haddime,
söylerim içimden geldiği gibi,
paraya ihtiyacım var, bağışlayın beni,
ilaç alacağım,
ve ekmek.


(Çev. A. Kadir - Afşar Timuçin)

Hiç yorum yok: