RESMİ AKROPOL çağdaş barbarlık anlayışlarının en büyüklerinin ötesindedir. Ne o hiç değişmeyen kül rengi göğün meydana getirdiği gün, ne yapıların imparatorsu parıltısı, ne de toprağın o ölümsüz karı imkanı yok anlatılamaz. Eski yapı sanatının bütün tansıklıkları şaşılacak kadar aşırı bir beğeniyle yeniden ele alınmış. Hampton -Court'dan yirmi kat daha geniş yerlerde açılmış resim sergilerinde bulundum. Ne resimler! Norveçli bir Nabuchodonosor bakanlıkların merdivenlerini yaptırdı; görebildiğim kadar küçük işyarlar Brahmalardan bin kat daha kurumlu, ve dev yontuların bekçileriyle, yapıların subaylarının görünüşü titretti beni. Kapalı bahçeli, avlulu, taraçalı yapılar, çan kulelerini ortadan kaldırdılar. Parklar görkemli bir sanatın elinden çıkmış ilkel doğayı canlandırıyorlar. Yukarı mahallenin öyle yerleri var ki anlatılamaz: o gemisiz denizin bir kolu, koca koca sokak fenerleriyle yüklü körfezlerin arasında doludan mavi örtüsünü yuvarlayıp duruyor. Kısa bir köprü hemen Sainte - Chapelle'in kubbesi altındaki kalenin gizli bir kapısına çıkıyor. Bu kubbe, çapı on beş bin ayak kadar, güzel çelikten bir iskelettir.
Pazar yerlerini, orta direkleri çeviren küçük bakır köprülerin, çatıların, merdivenlerin bazı noktalarından kentin derinliğini kestirebileceğimi sandım. Bu benim anlayamadığım olağanüstü bir şey: Akropol'un altındaki ya da üstündeki öbür mahallelerin düzeyleri nedir? Çağımızın bir yabancısı için bunu kavramak imkansızdır. Ticaret mahallesi kemerli galerileriyle tek biçimli bir çevredir. Dükkânlar gözükmüyor, ama şosenin karı ezilmiş; Londra'da pek az görülen pazar sabahı dolaşmaya çıkan kimi insanlar gibi, bazı Hint prensIeri elmastan bir arabaya doğru yürüyorlar. Kırmızı birkaç kadifeden sedir: fiyatları sekiz yüz rupyeden, sekiz bin rupyeye değişen kutup içkilerini, içmeğe yarıyor. Alanın bu yakasında tiyatrolar aramak düşüncesiyle (dolaşırken), kendi kendime bu dükkanların oldukça karanlık dramları olmalı diyorum. Bir polisin olabileceğini düşünüyorum; ama burada yasalar öylesine garip olmalı ki, serserileri hakkında bir fikir edinmekten vazgeçiyorum. Paris'in güzel bir sokağı gibi hoş olan dışmahalle pırıl pırıl; halkçı öğe birkaç yüz kişiyi bulur. Orada hâlâ, evler birbirini kovalamıyor; dış mahalle, kırda tuhaf bir şekilde kayboluyor, sonsuz batının ormanlarını ve olağanüstü tarım işletmelerini kaplayan «Kontluk» da, yabanıl soylu kişiler kendi yarattıkları bir ışıkta haber avlarına çıkıyorlar.
ÇEV: İLHAN BERK
22 Mart 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder