RSS

22 Mart 2010 Pazartesi

ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / KENTLER

RESMİ AKROPOL çağdaş barbarlık anlayışlarının en bü­yüklerinin ötesindedir. Ne o hiç değişmeyen kül rengi göğün meydana getirdiği gün, ne yapıların imparatorsu parıltısı, ne de toprağın o ölümsüz karı imkanı yok anlatılamaz. Eski yapı sanatının bütün tansıklıkları şaşılacak kadar aşırı bir beğe­niyle yeniden ele alınmış. Hampton -Court'dan yirmi kat daha geniş yerlerde açılmış resim sergilerinde bulundum. Ne resimler! Norveçli bir Nabuchodonosor bakanlıkların merdi­venlerini yaptırdı; görebildiğim kadar küçük işyarlar Brah­malardan bin kat daha kurumlu, ve dev yontuların bekçile­riyle, yapıların subaylarının görünüşü titretti beni. Kapalı bah­çeli, avlulu, taraçalı yapılar, çan kulelerini ortadan kaldırdılar. Parklar görkemli bir sanatın elinden çıkmış ilkel doğayı canlandırıyorlar. Yukarı mahallenin öyle yerleri var ki anlatılamaz: o gemisiz denizin bir kolu, koca koca sokak fenerleriyle yüklü körfezlerin arasında doludan mavi örtüsünü yuvarlayıp duruyor. Kısa bir köprü hemen Sainte - Chapelle'in kubbesi al­tındaki kalenin gizli bir kapısına çıkıyor. Bu kubbe, çapı on beş bin ayak kadar, güzel çelikten bir iskelettir.

Pazar yerlerini, orta direkleri çeviren küçük bakır köprü­lerin, çatıların, merdivenlerin bazı noktalarından kentin de­rinliğini kestirebileceğimi sandım. Bu benim anlayamadığım olağanüstü bir şey: Akropol'un altındaki ya da üstündeki öbür mahallelerin düzeyleri nedir? Çağımızın bir yabancısı için bu­nu kavramak imkansızdır. Ticaret mahallesi kemerli galerile­riyle tek biçimli bir çevredir. Dükkânlar gözükmüyor, ama şo­senin karı ezilmiş; Londra'da pek az görülen pazar sabahı do­laşmaya çıkan kimi insanlar gibi, bazı Hint prensIeri elmastan bir arabaya doğru yürüyorlar. Kırmızı birkaç kadifeden sedir: fiyatları sekiz yüz rupyeden, sekiz bin rupyeye değişen kutup içkilerini, içmeğe yarıyor. Alanın bu yakasında tiyatrolar ara­mak düşüncesiyle (dolaşırken), kendi kendime bu dükkanla­rın oldukça karanlık dramları olmalı diyorum. Bir polisin ola­bileceğini düşünüyorum; ama burada yasalar öylesine garip ol­malı ki, serserileri hakkında bir fikir edinmekten vazgeçiyo­rum. Paris'in güzel bir sokağı gibi hoş olan dışmahalle pırıl pırıl; halkçı öğe birkaç yüz kişiyi bulur. Orada hâlâ, evler bir­birini kovalamıyor; dış mahalle, kırda tuhaf bir şekilde kaybo­luyor, sonsuz batının ormanlarını ve olağanüstü tarım işletme­lerini kaplayan «Kontluk» da, yabanıl soylu kişiler kendi yarat­tıkları bir ışıkta haber avlarına çıkıyorlar.

ÇEV: İLHAN BERK

Hiç yorum yok: