SÖZGELİŞİ, her hangi bir akşam, saf gezegen kendini bir ara ekonomik sıkıntılarımızdan sıyrılmış bulur, usta bir el çayırların klavsenini çalmaya başlar; kraliçeleri, gözdeleri akla getiren bir ayna olan küçük gölün dibinde iskambil oynanır; azizeler, yelkenliler ve uyum ipleri, ve masalsı renkler günbatımına vurur.
Avların, göçebe kalabalıkların geçit yerinde titrer durur o.
Temsil çimenlerin iskelelerine düşer. Sonra bu anlamsız düzlemlerdeki o sıkıntıları yoksulların, güçsüzlerin!
Kulsu görünüşünde, Almanya aylara doğru iskeleler kurmaktadır; şarap tortusu çöller ışır; Tanrısal İmparatorluğun göbeğinde eski ayaklanmalar kaynaşmaktadır; taş merdiven ve koltuklardan solgun, düz küçük bir evren, Afrika ve Batılar kurulmaktadır. Sonra da bir bilinen denizler geceler balesi, değersiz bir kimya ve eldesiz ezgiler.
Aynı kentli büyü vapurun bizi bırakacağı yerlerde!
Zaten büyük bir yürek acısına sebep olan bu kişisel havaya, bu bedensel pişmanlık acılarının sisine bağlanmanın olanaksızlığını en basit bir fizikçi duyar.
Hayır! Terleme anı, kaçırılmış denizler, yeraltı yangınları, götürülen seyyarenin anı, sonra o ussal yok olmalar, Kutsal Betik'de ve Name'ların efsanelerinde oldukça kötü yüreklikle gösterilen o doğrular ve ağırbaşlı bir yaratığa gözetlemek üzere verilecek olan o an. - Ama bu hiç bir zaman bir efsane havası olmayacak!
ÇEV: İLHAN BERK
21 Mart 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder