RSS
ADONİS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ADONİS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2010 Cuma

ADONIS

Filiz Nayır- Enver Ercan
Varlık Dergisi – Şubat 1995
Sayı:1049




Ülkenizin geleneksel şiiriyle Batı şiiri arasındaki ilişki sizce hangi düzeyde?

Geleneksel Arap şiiriyle diğer ulusal şiirler arasında hiçbir ilişki yoktur.

Hatta geleneksel şiiri izleyen çağ­daş şiir bile Batı şiirinden etkilenmeyi reddetmiştir. Bu da geleneksel şiir kav­ramıyla bağlantılıdır. Eski Araplar, dünyada var olan tek şiirin -tüm dil­lerdeki tek şiirin - Arap şiiri olduğuna inanırlardı. Arap şiiriyle diğer toplum­lara özgü şiir arasında hiçbir karşılaştırma yapılamaz.


Eski Arap eleştirmenleri Arap şiirinin başka dillere çevrilemeye­ceğini ve çevrilecek olursa bozulacağını, elde edilenin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini iddia etmişlerdir. Dolayısıyla, Arap şiirini tanıyabilmek için Arapça bilmek gerekir. Aynı zamanda, çağdaş gelenekçi eleştirmenlerin bugün söylediği gibi, çevirinin Batı şiirinden kesinlikle etkileneceğini savunurlardı, Bu etkiyi çağdaş eleştirmenler de red ediyorlar. Bu nedenle de, şiirde gelenek­çi değerlere dönmeyi arzulayan bir hareket var. Bu hareket, çağdaş Arap şair­lerini, yabancı şiiri taklit ettikleri savıyla eleştiriyor. Bu bağlamda, düzyazı şiir (poéme en prose) de büyük ölçüde eleştirilip reddediliyor ve bunun şiir içinde hiçbir yeri bulunmadığı görüşü ege­men. Hatta düzyazı şiir basmayı redde­den yayınevleri de var. Bunun geleneği­mizde yer almadığını, İngiliz ve Fransız, yani Avrupa şiirinin bir ifade biçi­mi olduğunu iddia ediyorlar. Bu tür, Arap şiirinin otantik değerlerinin ihlali olarak görülüyor. Ancak bu türde yaz­maya devam eden şairler, bu yapıtları yayınlayan yayınevleri ve bunları oku­yan okurlar da var. Hatta bugün önem­li olanın, bu düzyazı şiir olduğunu söy­leyebilirim, çünkü genç kuşak şairler, şiirlerinde bu türü kullanıyorlar.

ADONIS

Konuşan:Metin Fındıkçı

Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşber olan Adonis, 1930 yılında Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu. Ondört yaşına kadar burada yaşadıktan sonra üç yıl Tartus kentinde bir Fransız lisesinde okudu. Lazkiye'deki devlet okulunu bitirerek 1950 yılında Şam Üniversitesi'ne girdi; Baudelaire ve Rilke'nin şiiriyle tanıştı, 1954'te buradan edebiyat ve felsefe lisansı aldı. 1960 yılında Lübnan uyruğuna geçti. Beyrut iç savaşını yaşadıktan sonra, halen yaşadığı Paris'e yerleşti.
23. İstanbul Kitap Fuarı konuğu olarak İstanbul'a gelen Adonis ile aşk, kadın ve şiir üstüne bir konuşma gerçekleştirdim. Doğrusu, konuşmanın başlığı Adonis'in hoşuna gitmedi değil.

“Nereden başlayalım?” dedim, “Aşktan” dedi.

Aşk, büyük ve kutsal bir şeydir birey için. İnsanı hayata bağlayan ve gözardı edilmeyecek nedenlerden bir tanesidir. Bir kere büyüklüğünü nereden anlıyoruz, bireyde kendi kendini var etmesinden. İnsan şu veya bu çeşit kalıntılarla doğar, belirli bir süre sonra nesneleri tanır, dokunur, ağzına götürür, emer; ama aşkı içten gelen bir büyüyle tanır. Bu büyü bir duygudur; acı verir, mutlu eder ve kişiyi durumdan duruma sokar, ayaklarını yerden keser, yerin dibine batırır. Aşk bireyin çelik ve demir zincirlerini kırar, meyvesini kuşatır, kişinin “Elif”ini bile unutturur. İnsan yaşlandıkça aşk, bir ırmağın buharı gibi kalır onda, sıcak bir buhar, ısıtan, saran geçmişiyle ve geleceğiyle kollayan. Ama güçlü akıntısı insanı dinlemeyen. Aşk, kısacası insanı güçlü kıldığı gibi, akıntısı her zaman değişken ve daha güçlüdür bireyden.

24 Mart 2010 Çarşamba

ADONIS

Bu söyleşi Détours d'écriture, Adonis özel sayısı, Editions Noel Blandin, Paris 1991 / Ss.168-175) ten alıntıdır...

Çev: Özdemir İnce











Toprak bir temel öğe olarak şiirlerinizde önemli bir yer tutuyor. Doğduğunuz toprağın şiirinizdeki etkisi bunca önemli mi?
1930 yılında Suriye’de, Lazkiye yakınlarında çok yoksul, ücra bir köyde dünyaya geldim. Köyün adı Kassabin… yoksul ama Akdeniz’e yedi kilometre uzaklıkta olduğu için ışık bakımından oldukça zengin bir yer. Ne var ki, varlıkların ve doğayı oluşturan öğelerin algılanması bağlamında Kassabin’li küçük bir köylü olarakl kalmama karşın nesnelerin özüyle doğrudan ilişkimin köylü özünü korumasına karşın, demek istiyorum toprak benim için doğduğum yere indirgenmiş değildir.

Toprağa ben hemen hemen metafizik bir boyut veriyorum toprak insanlığın hem en yüce krallığı, hem de onun mekanıdır…

Doğmak, tanımak, yaşamak ölmek: toprak hayatımızın büyük evrelerini kapsar ve onları yaratır… maddecilerin ağzıyla konuşmasam da metafiziğe madde açısından dolaylı olarak yaklaşıyorum… bence ruh tendir… (bedendir), kendimi tam anlamıyla bir pagan gibi hissediyorum.

ADONIS / DÜNYA

kaç kez, ikinci bir ülkem var, dedin
ve avuçların yaşlarla doldu
ve doldu onun
yaklaşan sınırlarının şimşeğiyle gözlerin,
anladı mı gözlerin, dünya nerede ağladı
ya da nerede yıldırdıysa adımlarını senin
şarkındaki gibi, burada ya da orada
senden başka her yol geçeni tanıdığını
ve onun bağrıyla memeleri kuru
bir yalnız olduğunu
ve reddin havasını bilmediğini;
acaba dünyanın sen olduğunu
kavradı mı gözlerin?


Çev. İsmail Özdemir

ADONIS / BEDEN

bedenin, yolunun gülüdür
aynı anda hem açılıp hem kapanan.

*
hiç hissettin mi sabahın dar geldiğini adımlarına?
öyleyse uyandın demektir
bedenin aşkla dolu olarak.

*
ruhun pınarlarını besleyen
en güzel ve en duru yağmur
bedenin bulutlarından yağan yağmurdur.

*
her sabahın
gizli bir bedeni vardır
sana çocuk kollarını açan.

*
dedi ki (kadın):
beden anlamın başlangıcıdır.

*
ruhun en yakın arkadaşı
ışıktır,
bedenin en yakın arkadaşı
gölge.

*
aşk bir bedendir
en özleyen giysisi gece olan.

*
bedenim kelimelerdir
günlerimin defterlerine dökülür.

*
benden daha yoğun bir şey yok
der beden-
ve bir şey yok daha şeffaf olan

*
dedi ki (kadın):
gündüz bedenin tapınağıdır
ve gece kurban.

*
dedi ki (erkek):
bedeni ara vermez yolculuğuna
bedenimin labirentlerinde.

*
dedi ki(erkek):
beden için şehvet
anadilin kendisidir.

*
dedi ki(kadın):
bedeni beden yazar yalnızca.

*
dedi ki(erkek):
kelimelerin bir uzayı vardır
yetmez cemâline bedenin.

*
beden bir kitaptır
iki yöne okunan-
a’dan z’ye
ve z’den a’ya.

*
günler-
bedenin ovalarında koşuşan kısraklar.

*
düşleri bedeni üzerinde kuşlardır kanat çırpan
ve fısıldayan: dardır bu uzay, diye.

*
bazen,
şiire beden rengi vermek için
kelimelerin renklerini siler.

*
henüz,
ölümü ağırlamak için açmadı bedenini
yoksa bu, hâlâ hayatın cahili olduğu için mi?

*
bedenin kitabı
en geniş ve en yüksek uzaydır
arzunun alfabesine.

*
cinsellik bir göbektir
geceyle gündüzü
tek bir beden yapan.

*
akıl birikmedir
bedense başlamak.

*
beden aynı anda,
hem nergistir hem göl.



Çev: İsmail Özdemir

ADONIS / ANLAM ORMANLARINDA GEZİ İÇİN REHBER

* nedir yol?
toprak adındaki kağıda yazılı
gezginlik manifestosu.


* nedir ağaç?
dalgaları hava olan yeşil göl.


* nedir hava?
bir ruh
bir bedene yerleşmeyi istemeyen.


* nedir ayna?
ikinci bir yüz
ve üçüncü göz.


* nedir mukaddes?
bir maske
eğlenebilmek için müdennesle.


* nedir ölüm?
kadının rahmiyle
yerin rahmi arasında
nakliye arabası.


* nedir gökkuşağı?
bulutun bedeniyle
güneşin bedeni
bir eğimle kucaklaşmış
yerin bedeni üzerinde.


* nedir dalga?
denizin ekranında
çizgi film.


*nedir kıyı?
dalgaların yorgunluğu için yastık.


* nedir yıldız?
en güzel tarafı kapağı olan bir kitap


* nedir yaşlılık?
iki yöne büyüyen bir bitki:
çocukluğun şafağı
ve ölümün gecesine.


* nedir siyah?
güneşe gebe bir rahim.


* nedir akan yıldız?
fırlamış bir ok ki tek hedefi var gerçekleştireceği:
kırılıp ölmek.


* nedir günbatımı?
güneşin bedeninden dökülen ter.


* nedir kasîde?
bir kız çocuk
bitmeyen
bir süt emmek
ile
yaşayan.


* nedir düş?
hayale lâyık olabilmek için
gerçekliğin yükselişi.


* nedir mutluluk?
dilin kıyısındaki bir mezarlıkta
mezar taşı.


* nedir umut?
betimlemek ölümü
hayatın diliyle.


* nedir toprak?
bedenin geleceği.


* nedir önkaranlık?
vedâ hutbesi.


* nedir gözyaşı?
bedenin kaybettiği savaş.


* nedir umutsuzluk?
hayatı ölümün diliyle betimlemek.


* nedir yankı?
yol alışın yıktığı beden-
tükeniyor
tükendi.


* nedir toz?
rüzgârın dengi ve en büyük rakibi.


* nedir yatak?
gece içinde
gece.


* nedir doğa?
görüyü yazmak için
sağgörüdeki dil.


* nedir ufuk?
sınırsızca devingen uzay.


* nedir rastlantı?
farkında olmadan
ellerine düşen
rüzgârın ağacındaki meyve.


* nedir gül?
koparılmak için yetiştirilen baş.


* nedir gerçek?
resmetmek suyun endâmını
ya da ışığın yüzünü.


* nedir gayb?
görmeyi arzuladığımız bir ev
ve nefret ettiğimiz
içinde oturmaktan.


* nedir gök?
daha çıkmadan
kırılan merdiven.


* nedir gece?
bir peçe
güneşin yüzüne taktığı.


* nedir güzellik?
bir biçim ki, onu gördüğünde görürsün
ardındaki sırrı
bazen de ardındaki allahı görürsün.


* nedir anlamsızlık?
hastalık
en yaygın olanı.


* nedir varlık?
daima yeniden
gözden geçirilmeyi gereksinen.


* nedir gerçeklik?
çökeltiler
dilin
ırmağı içre.


* nedir yoksulluk?
yeryüzü üzerinde hareket eden mezar.


* nedir dostluk?
ikinci bir güneş.


* nedir sanı?
muğlaklığın bedenini yoklayan el.


* nedir gece?
yıldızların kitaplarını satan sahaf.


* nedir dua?
sözün suyundan buharlaşan
göksel bulut.


* nedir gözyaşı?
en saf ayna.


* nedir ay?
güneşin sadık hizmetkârı.


* nedir mutlak?
kafadaki hayız.


* nedir çıplaklık?
bedenin fatihası.


* nedir iz?
yürümeyi kesen ayak.


* nedir bellek?
bir ev ki yalnızca
ikameti içindir
kayıp eşyaların.


* nedir şiir?
seferde gemiler ve yoktur limanları.


*nedir yastık?
gecenin merdivenindeki ilk basamak.


* nedir başarısızlık?
ömür gölünde yüzen yosun.


* nedir ömür?
karanlığa doğru
hiç durmayan yolculuk.


* nedir kargaşa?
bir başka düzen gecenin bedeni için.


* nedir hayâl?
gerçekliğin ıtırı.


* nedir tarih?
kör bir davulcu.


* nedir yağmur?
son yolcu
bulut treninden inen.


* nedir yüz?
gözyaşının göçü için en yakın liman.


* nedir gündüz?
güneş ışınlarının en geniş kafesi.


* nedir çöl?
kum falı
okumaktan
bıkmayan
falcı kadın.


*nedir kum?
sürekli okuru tek bir romanın:
rüzgârın.


* nedir sır?
bir kapalı kap
açtığında kırılan.


*nedir bağırış?
sesteki pas.


* nedir toz?
soluk
yerin ciğerinden yükselen.


* nedir parmaklar?
beden okyanuslarının ilk kıyıları.


* nedir kanat?
uzayın kulağında fısıltı.


*nedir kafes?
içi boş doluluk


* nedir keder?
bedenin uzayındaki
önkaranlık.


* nedir şans?
vaktin elindeki zar.


* nedir düş?
bıkmayan bir aç
gerçekliğin kapısını çalmaktan.


*nedir hüzün?
neşe sözlüğünün
yanlışlıkla attığı kelime.


* nedir sürpriz?
bir kuş
kurtulmuş
elinden gerçekliğin.


* nedir vatan?
dilin koltuklarına
uzanan cisim.


*nedir dil?
bir trendir ki
aynı zamanda
yol, yolculuk ve varıştır.


* nedir ırmak?
bir yatak ki, yeryüzü
memelerinin arasına
ya da göbeğinin altına yayar onu.


* nedir bahçe?
bir kadın şair
şiirlerini uyuyarak yazan
ve susarak okuyan.


* nedir merkez?
tüm uçların ucu.


* nedir yakın?
bilgiyi gereksinmeyen
istikrar.


* nedir zaman?
bir giysi
giyip çıkarmadığımız.


* nedir düz çizgi?
görülmeyen
eğik
çizgiler toplamı.


* nedir serap?
bir güneş
kumu giyip
suya benzemeye çalışan.


* nedir su?
ateşin cehennemi.


* nedir göbek?
yolun yarısı
iki cennet
arasında.


* nedir öpücük?
görülen koparılışı
görünmeyen bir meyvenin.


* nedir kaygı?
buruşukluklar
ve kırışıklıklar
damarların ipeğinde.


* nedir mecaz?
kelimelerin göğüslerinde
çırpan kanatlar.


* nedir yaratı?
rastlantının elinde yüzük.


* nedir kucaklaşma?
ikinin üçüncüsü.


* nedir anlam?
anlamsızlığın başı
ve sonu.



Çev: İsmail Özdemir

ADONIS / ÇÖL

1
Ahmed
düşlerini hazırlayan örümceklerdir
gözkapaklarının altında yıldızlar.


2
Yalnızca reddinin gücüyle aydınlanır Süleyman,
"Amacıma eriştim, dediği zaman-
bırakıp gözlerini evinin o mahrem ışığına,
uzayın yüzü pencerede bir karga.

5
Bir gül ağladı
yüzünü örtünce Ali, yapraklarıyla,
Ali'yse giden kuşlara ağlıyordu
ve avutuyordu uzayı.


9
Her gün güneşten önce kalkar
penceresinden bakıp görmek için
nasıl selamlıyor çiçekler,
yolculuğunu şafağın.

18
Bana kim gösterecek yıldızı
kim verecek bana
gecemi yazmam için mürekkebi?


29
Kapısını kapattı,
ama zincirlemek için değil sevinçlerini,
özgürleştirmek için kederini.


Türkçesi: HEPA ÇOPURGİL

ADONIS / ŞAM

Şam
Yeşil halıda yıldızlar kervanı
İki meme: Köz ve portakal.


Şam
Yatağında, sevdalı gövde,
yay gibi
ve yeni doğmuş bir ay.
Aç zamanın şişesini
su adına.

Dön her gün
gece yörüngende
Düş, kurban kimliğinle
kösnül yanardağına.

Odamın çevresinde uyuyor ağaçlar.
Elmadır yüzüm ve aşkım
bir yastık, bir ada.

Neden gelmiyorsun
Şam
Ey yatak
Ey meyvesi gecenin.



Türkçesi: HEPA ÇOPURGİL