ARTHUR RIMBAUD
ILLUMINATIONS / Önsöz / Erdoğan Alkan
Yayına hazırlayan: Egemen Berköz
Baskı: Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık / Şubat 2001
ARTHUR RIMBAUD
(1854-1891)
Jean-Nicolas-Arthur Rimbaud, Fransa'nın güneyindeki Charleville adlı küçük bir kentte doğdu. Dik başlı, zorba ruhlu bir kadın olan annesi daha Rimbaud doğmadan babasını evden kaçırmıştı. Ozanın çocukluk yaşamı baskılar ve kasabanın tekdüzeliği içinde geçti.
İlk şiirlerini yazdığında on beş yaşındaydı. Öğretmeni Izambard ona her yönden yardımcı oluyor, ünlü yazarların betiklerini tanıtıyordu. On altı yaşında evden kaçtı; köy köy, kent kent yayan dolaştı. Bu kaçışlar yinelendi.
Verlaine'e yazdı, şiirlerini gönderdi. Verlaine'den coşkun bir yanıt aldı. Zühal Şiirleri ve Çapkın Törenler'in ozanı onu Paris'e çağırıyordu. Rimbaud cebinde Esrik Gemi, Paris'in yolunu tuttu.
İki ozan Paris'te başıboş bir yaşam sürmeye başladılar. Zamanlarının çoğu meyhanelerde geçiyordu. Rimbaud'yla eşcinsel ilişkisi yüzünden Verlaine'in karısıyla arası açıldı.
Rimbaud ve Verlaine önce Belçika, daha sonra Londra'da birlikte kaldılar. Kavga ettiler, barıştılar, yeniden bozuştular. Verlaine Belçika'da Rimbaud'yu vurdu ve hapse düştü. Artık araları tümüyle açılmıştı. Cehennemde Bir Mevsim ve Illuminations ozanı, şiirin kuyruklu yıldızı yazını bırakıp kendini yollara vurdu. İtalya, Hollanda, Avusturya, Almanya, İsveç ve Norveç yolculuklarından sonra Kıbrıs üzerinden Afrika'ya yöneldi. Habeşistan'da silah kaçakçılığı, köle tecimi (?) yaptı... Ayağında, bacağında kanser tümörü çıktı. Marsilya'da bacağı kesildi, bir süre sonra da öldü. Otuz yedi yaşındaydı.
Yirmi bir yaşında şiiri bıraktı. Dört yıl şiir yazdı ve ölümsüzler betiğinin ilk sayfalarında yer aldı.
ARTHUR RIMBAUD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ARTHUR RIMBAUD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Şubat 2011 Cumartesi
ARTHUR RIMBAUD / ROMANTİZM
ROMANTİZM
On altıncı yüzyılda başlayan ve on sekizinci yüzyıl sonuna dek süren Klasik Okul, şiirin kaynağını eski çağda, Yunan ve Roma uygarlığında arıyor; ozanlar yapıtlarına komedya, tragedya, epitr, satir, fabl gibi isimler veriyorlar. Şiir dili tumturaklı ve yüce kavramları işliyor. Dizeye, Yunan ölçüleri egemen. Biçim çabası başta geliyor, ozanlar eski biçimlerle yazıyorlar. Şiirlerin teması yaşama övgü; ama bu övülen yaşam, sokaktaki adamın değil, soylunun, derebeyinin, soylular içinden çıkan yiğitlerin, kişilerin yaşamı. Dinde reform, din savaşlarına yol açmış; yazın da dinin propaganda aracı olmaya yönelik. Kısacası yüzyıla, soylular (aristocrates) ve din adamları (ruhban sınıfı) egemen; şiir de soyluların sanatına, soyluların beğenisine yönelmiş.
Ekonomik gücü elinde bulunduran Fransız burjuvazisi 1789'da devrim yaparak siyasal erki ele geçirir. Soyluların ve ruhban sınıfının saltanatına son verir. Krallığı kaldırıp Cumhuriyet yönetimini kurar.
Yüzyıla ve topluma burjuvazi (kentsoylular) ağırlığını koyunca toplumsal değişime koşut olarak sanat akımı da değişir. Klasizmin tahtına Romantizm oturur ve yeni akım eski akımın kurallarını ortadan kaldırır.
On altıncı yüzyılda başlayan ve on sekizinci yüzyıl sonuna dek süren Klasik Okul, şiirin kaynağını eski çağda, Yunan ve Roma uygarlığında arıyor; ozanlar yapıtlarına komedya, tragedya, epitr, satir, fabl gibi isimler veriyorlar. Şiir dili tumturaklı ve yüce kavramları işliyor. Dizeye, Yunan ölçüleri egemen. Biçim çabası başta geliyor, ozanlar eski biçimlerle yazıyorlar. Şiirlerin teması yaşama övgü; ama bu övülen yaşam, sokaktaki adamın değil, soylunun, derebeyinin, soylular içinden çıkan yiğitlerin, kişilerin yaşamı. Dinde reform, din savaşlarına yol açmış; yazın da dinin propaganda aracı olmaya yönelik. Kısacası yüzyıla, soylular (aristocrates) ve din adamları (ruhban sınıfı) egemen; şiir de soyluların sanatına, soyluların beğenisine yönelmiş.
Ekonomik gücü elinde bulunduran Fransız burjuvazisi 1789'da devrim yaparak siyasal erki ele geçirir. Soyluların ve ruhban sınıfının saltanatına son verir. Krallığı kaldırıp Cumhuriyet yönetimini kurar.
Yüzyıla ve topluma burjuvazi (kentsoylular) ağırlığını koyunca toplumsal değişime koşut olarak sanat akımı da değişir. Klasizmin tahtına Romantizm oturur ve yeni akım eski akımın kurallarını ortadan kaldırır.
ARTHUR RIMBAUD / PARNASSE OKULU
PARNASSE OKULU
Malvarlığı azalan soylular rahatlarını sürdürmek için evlilik yoluyla kentsoylularla kaynaşırlar. Kentsoylular da soyluluk ünvanı kazandıran büyük topraklar satın alarak sınıf değiştirirler. 1804'de Cumhuriyet'in yerini İmparatorluk alır. 1848'e dek Fransa'yı krallar yönetir. 1848'de İkinci Cumhuriyet, 1852'de İkinci İmparatorluk, 1870'de Üçüncü Cumhuriyet kurulur. Yani soylular siyasal erke de yeniden ortak olurlar. Bu kaynaşma şiir sanatında da senteze yol açar ve Parnasse Okulu doğar.
Parnasse Okulu'nun şiir görüşünü şöyle özetleyebiliriz:
* Sanat sanat içindir: Doğasıyla sanat yarar gözetmeyen bir uğraşıdır. O halde, sanattan yararlı hiçbir amaç beklememek gerekir. Sanatçının bir tek tanrısı vardır: Güzellik. Sanatçının düşünü yalnızca güzellik gerçekleştirir, kaygılarını güzellik dindirebilir. Ölümsüz olan yalnızca güzelliktir. Güzellikten başka amacı olmadığı için ozan plâstik sanatlarla bağlantısını güçlendirmek, güzeli elde etmek uğruna bütün çabaları göstermeli, işi rastlantıya bırakmamalıdır. (Gautier)
* Biçim ve teknik zorunludur: Bir yapıt ne kadar teknik bir çalışmanın ve yenilmiş güçlüklerin ürünüyse o kadar güzeldir. Sanatçı kolaylığı sürgün etmelidir. (Gautier)
Malvarlığı azalan soylular rahatlarını sürdürmek için evlilik yoluyla kentsoylularla kaynaşırlar. Kentsoylular da soyluluk ünvanı kazandıran büyük topraklar satın alarak sınıf değiştirirler. 1804'de Cumhuriyet'in yerini İmparatorluk alır. 1848'e dek Fransa'yı krallar yönetir. 1848'de İkinci Cumhuriyet, 1852'de İkinci İmparatorluk, 1870'de Üçüncü Cumhuriyet kurulur. Yani soylular siyasal erke de yeniden ortak olurlar. Bu kaynaşma şiir sanatında da senteze yol açar ve Parnasse Okulu doğar.
Parnasse Okulu'nun şiir görüşünü şöyle özetleyebiliriz:
* Sanat sanat içindir: Doğasıyla sanat yarar gözetmeyen bir uğraşıdır. O halde, sanattan yararlı hiçbir amaç beklememek gerekir. Sanatçının bir tek tanrısı vardır: Güzellik. Sanatçının düşünü yalnızca güzellik gerçekleştirir, kaygılarını güzellik dindirebilir. Ölümsüz olan yalnızca güzelliktir. Güzellikten başka amacı olmadığı için ozan plâstik sanatlarla bağlantısını güçlendirmek, güzeli elde etmek uğruna bütün çabaları göstermeli, işi rastlantıya bırakmamalıdır. (Gautier)
* Biçim ve teknik zorunludur: Bir yapıt ne kadar teknik bir çalışmanın ve yenilmiş güçlüklerin ürünüyse o kadar güzeldir. Sanatçı kolaylığı sürgün etmelidir. (Gautier)
18 Şubat 2011 Cuma
ARTHUR RIMBAUD / SEMBOLİZM
SEMBOLİZM
Rimbaud'nun şiire başladığı yıllarda, adı henüz konmamıştı ama, yeni bir şiir akımı daha doğuyordu. Nerval ve Baudelaire Sembolizmin (simgecilik) ilk temellerini atmışlardı. Daha sonra Verlaine, Rimbaud ve Mallarme de sembolizmin öncülüğünü yaptılar. Öncülerden biri de Rimbaud olduğu için bu akımı da kısaca açıklamakta yarar var.
Sembolizmin kurucuları Romantizmin ve Parnasse Okulu'nun ozanları arasından çıktı.
Bu ozanlardan dördü ele avuca sığmıyordu. Baudelaire ölümsüz dizelerini bütün akımların dışında yazıyor ve gelecekteki bütün akımların kapılarını aralıyordu.
Verlaine, soğuk plastik güzelliğe başkaldırıyor, tül altından görünen, örtülü, duygulu, ince bir güzelliği yazıyor, geleneksel biçimin yanı sıra yeni biçimler araştırıyordu.
Fransız şiirinde durakları, çift sayılı heceler birliği sağlar. Verlaine "tekli dizeden şaşma" diyordu ve beş, yedi, dokuz, on bir, on üç heceli dizeler yazıyordu. Bazen aynı şiirinde; değişik sayıda heceden oluşan dizeleri birlikte kullanıyordu. Rimbaud Mayıs Sürgünü şiirini uyaksız dizelerle yazdı. Giderek, ölçüyü tümüyle atıp Marine (Gemicilik) ve Mouvement'da (Devinim) özgür dizeye yöneldi, sonunda dizeyi de atıp şiirin tanrısı dediği Baudelaire gibi, yapıtını düzyazılmış şiirle vurguladı. İlluminations ve Cehennemde Bir Mevsim'den önce yazdıklarının, ölçülü dizelerinin yakılmasını istedi.
Rimbaud'nun şiire başladığı yıllarda, adı henüz konmamıştı ama, yeni bir şiir akımı daha doğuyordu. Nerval ve Baudelaire Sembolizmin (simgecilik) ilk temellerini atmışlardı. Daha sonra Verlaine, Rimbaud ve Mallarme de sembolizmin öncülüğünü yaptılar. Öncülerden biri de Rimbaud olduğu için bu akımı da kısaca açıklamakta yarar var.
Sembolizmin kurucuları Romantizmin ve Parnasse Okulu'nun ozanları arasından çıktı.
Bu ozanlardan dördü ele avuca sığmıyordu. Baudelaire ölümsüz dizelerini bütün akımların dışında yazıyor ve gelecekteki bütün akımların kapılarını aralıyordu.
Verlaine, soğuk plastik güzelliğe başkaldırıyor, tül altından görünen, örtülü, duygulu, ince bir güzelliği yazıyor, geleneksel biçimin yanı sıra yeni biçimler araştırıyordu.
Fransız şiirinde durakları, çift sayılı heceler birliği sağlar. Verlaine "tekli dizeden şaşma" diyordu ve beş, yedi, dokuz, on bir, on üç heceli dizeler yazıyordu. Bazen aynı şiirinde; değişik sayıda heceden oluşan dizeleri birlikte kullanıyordu. Rimbaud Mayıs Sürgünü şiirini uyaksız dizelerle yazdı. Giderek, ölçüyü tümüyle atıp Marine (Gemicilik) ve Mouvement'da (Devinim) özgür dizeye yöneldi, sonunda dizeyi de atıp şiirin tanrısı dediği Baudelaire gibi, yapıtını düzyazılmış şiirle vurguladı. İlluminations ve Cehennemde Bir Mevsim'den önce yazdıklarının, ölçülü dizelerinin yakılmasını istedi.
16 Şubat 2011 Çarşamba
ARTHUR RIMBAUD / RIMBAUD'UN SANAT GÖRÜŞÜ
RİMBAUD'NUN SANAT GÖRÜŞÜ
Rimbaud sanat görüşünü açıklayan özel yazılar yazmadı. Bu konuda elde yalnızca, öğretmeni Georges Izambard'a ve Douai'de tanıştığı şair Paul Demeny'ye yazdığı mektuplar var. Ayrıca, Rimbaud Cehennemde Bir Mevsim'e koyduğu Sözün Simyası uzun şiirinde de şiir serüvenine değgin açıklamalarda bulunuyor. Bunlara ancak ipucu gözüyle bakılabilir. Nitekim, her tümcenin, her sözcüğün üzerinde durarak hayli yazılar yazıldı, eleştiriler, spekülâsyonlar yapıldı. Rimbaud'nun sanatını ben de kendi görüşüme göre yorumlayacağım. Önce, ozanın bu mektuplarıyla Sözün Simyası'ndan alıntılar vermekle başlayalım.
Izambard'a Mektubu
"İşte yine öğretmensiniz. Kendimizi topluma adamak zorundayız demiştiniz; öğretim kurulundasınız; herkesin gittiği yoldan gidiyorsunuz. (...)
Aslında yalnızca öznel şiiri kendi ilkelerinize uygun buluyorsunuz. Deyimi bağışlayın, üniversitedeki yemliğinize dönmekte direnmeniz bunun kanıtı. Hiçbir şey yapmak istemediği için hiçbir şey yapmadan doyuma ulaşmış insanlar vardır, sonunda siz de onlardan biri olacaksınız. Ayrıca özel şiiriniz de korkunç yavan olacak. Başkalarının umduğu gibi bir gün sizin ilkelerinizde de nesnel şiiri görebileceğimi umarım. (...) Şu sıralar içip aylaklık ediyorum. Neden mi? Şair olmak, görülmezi görmek, bilici kılmak istiyorum kendimi: Siz anlayamazsınız bunu, ben de kafanıza sokamam. Tüm duyu'ların düzenini bozarak bilinmeze ulaşmak söz konusu.. acılar çok büyük, ama güçlü olmak, şair doğmak gerekiyor ve ben şair görüyorum kendimi. Bu benim suçum değil. Düşünüyorum demek yanlış, düşünülüyorum demeli. Sözcük oyununu bağışlayın.
BEN bir başkasıdır. Varsın odun bir gün kendini keman olarak görsün. Bilmedikleri konular üstüne söz yürüten bilinçsizler de vız gelir bana! (...)
Rimbaud sanat görüşünü açıklayan özel yazılar yazmadı. Bu konuda elde yalnızca, öğretmeni Georges Izambard'a ve Douai'de tanıştığı şair Paul Demeny'ye yazdığı mektuplar var. Ayrıca, Rimbaud Cehennemde Bir Mevsim'e koyduğu Sözün Simyası uzun şiirinde de şiir serüvenine değgin açıklamalarda bulunuyor. Bunlara ancak ipucu gözüyle bakılabilir. Nitekim, her tümcenin, her sözcüğün üzerinde durarak hayli yazılar yazıldı, eleştiriler, spekülâsyonlar yapıldı. Rimbaud'nun sanatını ben de kendi görüşüme göre yorumlayacağım. Önce, ozanın bu mektuplarıyla Sözün Simyası'ndan alıntılar vermekle başlayalım.
Izambard'a Mektubu
"İşte yine öğretmensiniz. Kendimizi topluma adamak zorundayız demiştiniz; öğretim kurulundasınız; herkesin gittiği yoldan gidiyorsunuz. (...)
Aslında yalnızca öznel şiiri kendi ilkelerinize uygun buluyorsunuz. Deyimi bağışlayın, üniversitedeki yemliğinize dönmekte direnmeniz bunun kanıtı. Hiçbir şey yapmak istemediği için hiçbir şey yapmadan doyuma ulaşmış insanlar vardır, sonunda siz de onlardan biri olacaksınız. Ayrıca özel şiiriniz de korkunç yavan olacak. Başkalarının umduğu gibi bir gün sizin ilkelerinizde de nesnel şiiri görebileceğimi umarım. (...) Şu sıralar içip aylaklık ediyorum. Neden mi? Şair olmak, görülmezi görmek, bilici kılmak istiyorum kendimi: Siz anlayamazsınız bunu, ben de kafanıza sokamam. Tüm duyu'ların düzenini bozarak bilinmeze ulaşmak söz konusu.. acılar çok büyük, ama güçlü olmak, şair doğmak gerekiyor ve ben şair görüyorum kendimi. Bu benim suçum değil. Düşünüyorum demek yanlış, düşünülüyorum demeli. Sözcük oyununu bağışlayın.
BEN bir başkasıdır. Varsın odun bir gün kendini keman olarak görsün. Bilmedikleri konular üstüne söz yürüten bilinçsizler de vız gelir bana! (...)
ARTHUR RIMBAUD / SÖZÜN SİMYASI'NDAN
SÖZÜN SİMYASI'NDAN
"Nice zamandır tüm olası görünümleri edinmekle övünüyor ve gülünç buluyordum çağdaş resmin ve çağdaş şiirin ünlülerini."
"Saçma sapan resimleri, kapı aynalıklarını, dekorları, çadır tiyatrolarındaki resimli perdeleri, tabelâları, halk bezeklerini seviyordum; kilise Latincesini, çalakalem yazılmış aşk kitaplarını, eskilere değgin romanları, peri masallarını, çocukken okunan küçük kitapları, eski operaları, aptalca nakaratları ve basit halleriyle seviyordum eski türden yazını. (...) Tüm büyülere inanıyordum."
"Rengini buldum sesli harflerin: A kara, Ö ak, İ kırmızı, O mavi, Ü yeşil. Her sessiz harfin biçimini ve devinimini yeni bir düzene koydum ve harfler arasındaki içgüdüsel ses uyumlarıyla bir gün bütün duyularca benimsenebilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. (...) İşe incelemeyle başladım. Sessizliği, geceleri inceliyor, sözle anlatılamayan şeyleri saptıyordum. Saptıyordum hayal âlemlerini. (...)"
"Söz simyamda şiirsel eskiliğin haylice yeri vardı."
"Yalın sanrıya alıştım, düpedüz, fabrika yerine cami, meleklerce yapılmış bir tamburlar okulu, gökyüzü yollarında atlı arabalar, gölün dibinde salon; canavarlar, gizemler görüyordum; bir güldürü oyunu adı dehşetler saçıyordu önümde."
"Sonra, büyülü kuşkuculuğumu sözcüklerin şansıyla açıkladım! Usumun dağınıklığını kutsal bularak bitirdim. Başıboştum, ağır bir hastalık ateşiyle yüz yüzeydim. İmreniyordum hayvanların mutluluğuna. (...)"
"Nice zamandır tüm olası görünümleri edinmekle övünüyor ve gülünç buluyordum çağdaş resmin ve çağdaş şiirin ünlülerini."
"Saçma sapan resimleri, kapı aynalıklarını, dekorları, çadır tiyatrolarındaki resimli perdeleri, tabelâları, halk bezeklerini seviyordum; kilise Latincesini, çalakalem yazılmış aşk kitaplarını, eskilere değgin romanları, peri masallarını, çocukken okunan küçük kitapları, eski operaları, aptalca nakaratları ve basit halleriyle seviyordum eski türden yazını. (...) Tüm büyülere inanıyordum."
"Rengini buldum sesli harflerin: A kara, Ö ak, İ kırmızı, O mavi, Ü yeşil. Her sessiz harfin biçimini ve devinimini yeni bir düzene koydum ve harfler arasındaki içgüdüsel ses uyumlarıyla bir gün bütün duyularca benimsenebilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. (...) İşe incelemeyle başladım. Sessizliği, geceleri inceliyor, sözle anlatılamayan şeyleri saptıyordum. Saptıyordum hayal âlemlerini. (...)"
"Söz simyamda şiirsel eskiliğin haylice yeri vardı."
"Yalın sanrıya alıştım, düpedüz, fabrika yerine cami, meleklerce yapılmış bir tamburlar okulu, gökyüzü yollarında atlı arabalar, gölün dibinde salon; canavarlar, gizemler görüyordum; bir güldürü oyunu adı dehşetler saçıyordu önümde."
"Sonra, büyülü kuşkuculuğumu sözcüklerin şansıyla açıkladım! Usumun dağınıklığını kutsal bularak bitirdim. Başıboştum, ağır bir hastalık ateşiyle yüz yüzeydim. İmreniyordum hayvanların mutluluğuna. (...)"
15 Şubat 2011 Salı
ARTHUR RIMBAUD / İLK ŞİİRLER
İLK ŞİİRLER
Arthur Rimbaud'nun dört yıllık şiir serüvenini iki dönem içinde ele alabiliriz: Dizeler ya da İlk Şiirler dönemi ve Düzyazılmış Şiirler (Cehennemde Bir Mevsim ve İlluminations) dönemi.
Ozanın ilk şiirleri geçmiş şairlerden esinler taşır. Fransız Akademisi'nden Robert Sabatier'ye göre Özlem'de (Sensation) François Coppée'nin, Güneş ve Ten'de Banville'in, simgeciliğin ilk izlerini sunan Ofelya'da; Banville ve Musset'nin etkisi vardır.
Asılmışların Balosu Villon, Hugo ve Gautier'yi bir araya getirir. Ermiş Tartuffé'ün Yazgısı Baudelaire'in alaycı görüşünden kalkar. Demirci, Doksaniki Ölüleri'nde Hugo'nun; Müzik, Venüs, İlk Akşam ve Garipler'de Hugo ve Glatigny'nin izleri bulunur. Dolap ve Kuytuda Uyuyan Asker Baudelaire'in Spleen şiirini düşündürür. Kır Tanrısının Başı Verlaine'den esinlenmiştir. İlk Kudas Törenleri'nde Baudelaire'den, Çalınmış Yürek'te Montaigne'in bir tümcesinden kalkar...
Örnekleri çoğaltmayalım. Elbette ki halkalar birbirini tamamlayarak zinciri oluşturacak ve ozan kendi ülkesinin kendisinden önceki ya da çağdaşı ozanlarından etkilenecektir. Önemli olan sonunda özgün şiiri, özgün sesi bulmaktır. Rimbaud kendi özgün şiirini ve sesini buldu. Öylesine özgün bir şiir kurdu ki sonunda gerek simgecilik, gerek gerçeküstücülük akımlarının öncüsü haline getirildi. Ne var ki Rimbaud ve Rimbaud şiiri, Verlaine'in de dediği gibi; "hiçbir okul ve akım içinde yer almayacak kadar bağımsız"dır.
Arthur Rimbaud'nun dört yıllık şiir serüvenini iki dönem içinde ele alabiliriz: Dizeler ya da İlk Şiirler dönemi ve Düzyazılmış Şiirler (Cehennemde Bir Mevsim ve İlluminations) dönemi.
Ozanın ilk şiirleri geçmiş şairlerden esinler taşır. Fransız Akademisi'nden Robert Sabatier'ye göre Özlem'de (Sensation) François Coppée'nin, Güneş ve Ten'de Banville'in, simgeciliğin ilk izlerini sunan Ofelya'da; Banville ve Musset'nin etkisi vardır.
Asılmışların Balosu Villon, Hugo ve Gautier'yi bir araya getirir. Ermiş Tartuffé'ün Yazgısı Baudelaire'in alaycı görüşünden kalkar. Demirci, Doksaniki Ölüleri'nde Hugo'nun; Müzik, Venüs, İlk Akşam ve Garipler'de Hugo ve Glatigny'nin izleri bulunur. Dolap ve Kuytuda Uyuyan Asker Baudelaire'in Spleen şiirini düşündürür. Kır Tanrısının Başı Verlaine'den esinlenmiştir. İlk Kudas Törenleri'nde Baudelaire'den, Çalınmış Yürek'te Montaigne'in bir tümcesinden kalkar...
Örnekleri çoğaltmayalım. Elbette ki halkalar birbirini tamamlayarak zinciri oluşturacak ve ozan kendi ülkesinin kendisinden önceki ya da çağdaşı ozanlarından etkilenecektir. Önemli olan sonunda özgün şiiri, özgün sesi bulmaktır. Rimbaud kendi özgün şiirini ve sesini buldu. Öylesine özgün bir şiir kurdu ki sonunda gerek simgecilik, gerek gerçeküstücülük akımlarının öncüsü haline getirildi. Ne var ki Rimbaud ve Rimbaud şiiri, Verlaine'in de dediği gibi; "hiçbir okul ve akım içinde yer almayacak kadar bağımsız"dır.
ARTHUR RIMBAUD / ÖZNEL ŞİİR, NESNEL ŞİİR
ÖZNEL ŞİİR, NESNEL ŞİİR
Rimbaud'nun şiire başladığı yıllarda, Parnasse'çıların gündeme getirdiği "öznel şiir - nesnel şiir" konusu tartışılıyordu.
Parnasse'çılar Romantizm Okulu'nun şairlerini "yalnızca kişisel, öznel duygu ve düşünceleri, kişisel lirizmi" dile getiren şiirler yazıp; bıkkınlık doğurmakla suçluyorlardı. Ve şiirin nesnel (objektif) olması gerektiğini ileri sürüyorlardı.
Neydi bu nesnel şiir? Parnasse'çıların sözcülerinden Leconte de Lisle'in sözlerini yineleyelim: "Nesneli aramalıyız, kişisel olmayana yönelmeliyiz. Bu duygusuzluk anlamına gelmez. Lirizmi artık bir yana bırakalım. Şiir bireysel bir destanda kanatlanamaz. Bilge bir kuşaktanız. Çağın aydınlık yoluna girmek için geçmişe yönelmeli; geçmişten günümüze gelmeliyiz. Bilimin yoluna, pozitivizmin yoluna böyle girebiliriz. Artık, geçmişi imgelemlerle ya da yerel renklerle çağrıştırmak değil de; en yeni belgelerin yardımıyla, fikirleri, olayları, özden yaşamı, varolma, inanma, düşünme, davranma nedenini, eski soyları oluşturan her şeyi yeniden yaratmak söz konusudur. Uzun zamandan beri birbirlerinden ayrılmış olan bilim ve sanat, birbirleriyle kaynaşmasa bile birleşmek zorundadır."
Rimbaud'nun şiire başladığı yıllarda, Parnasse'çıların gündeme getirdiği "öznel şiir - nesnel şiir" konusu tartışılıyordu.
Parnasse'çılar Romantizm Okulu'nun şairlerini "yalnızca kişisel, öznel duygu ve düşünceleri, kişisel lirizmi" dile getiren şiirler yazıp; bıkkınlık doğurmakla suçluyorlardı. Ve şiirin nesnel (objektif) olması gerektiğini ileri sürüyorlardı.
Neydi bu nesnel şiir? Parnasse'çıların sözcülerinden Leconte de Lisle'in sözlerini yineleyelim: "Nesneli aramalıyız, kişisel olmayana yönelmeliyiz. Bu duygusuzluk anlamına gelmez. Lirizmi artık bir yana bırakalım. Şiir bireysel bir destanda kanatlanamaz. Bilge bir kuşaktanız. Çağın aydınlık yoluna girmek için geçmişe yönelmeli; geçmişten günümüze gelmeliyiz. Bilimin yoluna, pozitivizmin yoluna böyle girebiliriz. Artık, geçmişi imgelemlerle ya da yerel renklerle çağrıştırmak değil de; en yeni belgelerin yardımıyla, fikirleri, olayları, özden yaşamı, varolma, inanma, düşünme, davranma nedenini, eski soyları oluşturan her şeyi yeniden yaratmak söz konusudur. Uzun zamandan beri birbirlerinden ayrılmış olan bilim ve sanat, birbirleriyle kaynaşmasa bile birleşmek zorundadır."
ARTHUR RIMBAUD / DİL
DİL
Nesnel şiirin dili evrenseldir. Paul Demeny'ye yazdığı mektupta şunları söylüyor: "Bir dil bulmak konusuna gelince, her söz zaten düşünce olduğundan, evrensel bir dil yaratmak zamanı gelecektir. (...) Ruha ruh olacaktır bu dil; koku, ses, renk diye ne varsa düşüncede hepsini özetleyecektir."
"Sayıklamalar II" şiirinde, kendi şiir dilini şöyle açıklar: "Rengini buldum seslilerin! - A kara, Ö ak, İ kırmızı, O mavi, Ü yeşil. Sessizlerin biçimini ve devinimini düzenledim ve içgüdüsel uyumlarla, bir gün bütün duyumlara, anlamlara açık olabilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. (...) Bir incelemeydi başlangıçta bu. Sessizlikleri, geceleri yazıyordum, sözle anlatılmayanları not ediyordum. Saptıyordum baş dönmelerini. (...) Söz simyamda şiirsel eskiliğin hayli yeri vardı. Yalın sanrıya alıştım; düpedüz, fabrika yerine cami, meleklerce yapılmış bir tamburlar okulu, gökyüzünün yollarında atlı arabalar, bir gölün dibinde salon; canavarlar, gizemler görüyordum; (...) Sonra büyülü kuşkuculuğumu sözcüklerin sanrısıyla açıkladım, usumun dağınıklığını kutsal bularak bitirdim.(...)"
Nesnel şiirin dili evrenseldir. Paul Demeny'ye yazdığı mektupta şunları söylüyor: "Bir dil bulmak konusuna gelince, her söz zaten düşünce olduğundan, evrensel bir dil yaratmak zamanı gelecektir. (...) Ruha ruh olacaktır bu dil; koku, ses, renk diye ne varsa düşüncede hepsini özetleyecektir."
"Sayıklamalar II" şiirinde, kendi şiir dilini şöyle açıklar: "Rengini buldum seslilerin! - A kara, Ö ak, İ kırmızı, O mavi, Ü yeşil. Sessizlerin biçimini ve devinimini düzenledim ve içgüdüsel uyumlarla, bir gün bütün duyumlara, anlamlara açık olabilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. (...) Bir incelemeydi başlangıçta bu. Sessizlikleri, geceleri yazıyordum, sözle anlatılmayanları not ediyordum. Saptıyordum baş dönmelerini. (...) Söz simyamda şiirsel eskiliğin hayli yeri vardı. Yalın sanrıya alıştım; düpedüz, fabrika yerine cami, meleklerce yapılmış bir tamburlar okulu, gökyüzünün yollarında atlı arabalar, bir gölün dibinde salon; canavarlar, gizemler görüyordum; (...) Sonra büyülü kuşkuculuğumu sözcüklerin sanrısıyla açıkladım, usumun dağınıklığını kutsal bularak bitirdim.(...)"
ARTHUR RIMBAUD / GÖRÜLMEZİ GÖREN YALVAÇ: "VOYANT"
GÖRÜLMEZİ GÖREN YALVAÇ: "VOYANT"
"Ozan olmak istiyorum ve kendimi görülmezi gören bir yalvaç (voyant) kılmak istiyorum. (...) Tüm duyuların bozulmasıyla; bilinmeze erişmek söz konusu burada" diyor.
Ne zaman bozulur duyular? Delilik halinde, rüyada; bir tür gündüz rüyası, gözü açık rüya sayılabilecek hayal kurma anında ve esriklikte. Delilikte bilinç yoktur; rüya, hayal ve esrilikte ise bulanıktır. Sigmund Freud'u dinleyelim: "Rüyayı uyandığımızda kalan bölük pörçük anılarla anımsıyoruz. Anımsayabildiğimiz bu kısma 'rüyanın bilinen kapsamı' diyoruz. Bilinen kapsam çoğu zaman saçma, karışık, birbiriyle ilgisiz ve düzensizdir. Oysa bu düzensizliklerin altında bir düzen vardır. Birbirlerinden kopuk gibi görünen şeyler bir bütünün, ruhsal yaşantımızın parçalarıdır. Rüyayı belleğimizde kalan kısımlarının anlamını hesaba katmaksızın elemanlarına ayırırsak benzerlik iplikleri birbirine dolaşır ama sonunda bizi birbirleriyle ilişkili bir düşünceler bağlantısına götürür."
Freud hayal, yani gündüz düşü üstüne de şunları söyler: "Hayal üç zaman arasında dalgalanır. Ruhsal eylem günün bir izleniminden, şimdiki zamanın sunduğu, kişinin büyük özlemlerinden birini uyarmaya elverişli bir olanaktan kalkar, oradan geçmişteki bir olaya, çoğunlukla bir özlemin gerçekleştirilmiş olduğu çocukluk döneminin bir olayına uzanır ve o zaman, ruhsal eylem, geçmişle ilişkili ve geçmişteki bir arzunun gerçekleşme biçmi altında ortaya çıkan bir durum oluşturur. Halihazırdaki olanak ve anının izlerini taşıyan uyanık düş ya da hayal böyle meydana gelir ve geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman, arzu teli boyunca sıralanır. (...) Şair, gündüz rüya görendir, şiir gündüz rüyasıdır."
"Ozan olmak istiyorum ve kendimi görülmezi gören bir yalvaç (voyant) kılmak istiyorum. (...) Tüm duyuların bozulmasıyla; bilinmeze erişmek söz konusu burada" diyor.
Ne zaman bozulur duyular? Delilik halinde, rüyada; bir tür gündüz rüyası, gözü açık rüya sayılabilecek hayal kurma anında ve esriklikte. Delilikte bilinç yoktur; rüya, hayal ve esrilikte ise bulanıktır. Sigmund Freud'u dinleyelim: "Rüyayı uyandığımızda kalan bölük pörçük anılarla anımsıyoruz. Anımsayabildiğimiz bu kısma 'rüyanın bilinen kapsamı' diyoruz. Bilinen kapsam çoğu zaman saçma, karışık, birbiriyle ilgisiz ve düzensizdir. Oysa bu düzensizliklerin altında bir düzen vardır. Birbirlerinden kopuk gibi görünen şeyler bir bütünün, ruhsal yaşantımızın parçalarıdır. Rüyayı belleğimizde kalan kısımlarının anlamını hesaba katmaksızın elemanlarına ayırırsak benzerlik iplikleri birbirine dolaşır ama sonunda bizi birbirleriyle ilişkili bir düşünceler bağlantısına götürür."
Freud hayal, yani gündüz düşü üstüne de şunları söyler: "Hayal üç zaman arasında dalgalanır. Ruhsal eylem günün bir izleniminden, şimdiki zamanın sunduğu, kişinin büyük özlemlerinden birini uyarmaya elverişli bir olanaktan kalkar, oradan geçmişteki bir olaya, çoğunlukla bir özlemin gerçekleştirilmiş olduğu çocukluk döneminin bir olayına uzanır ve o zaman, ruhsal eylem, geçmişle ilişkili ve geçmişteki bir arzunun gerçekleşme biçmi altında ortaya çıkan bir durum oluşturur. Halihazırdaki olanak ve anının izlerini taşıyan uyanık düş ya da hayal böyle meydana gelir ve geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman, arzu teli boyunca sıralanır. (...) Şair, gündüz rüya görendir, şiir gündüz rüyasıdır."
ARTHUR RIMBAUD / ZAMAN VE MEKÂN
ZAMAN VE MEKÂN
Tıpkı gündüz rüyası olan hayallerdeki gibi geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman arzu teli boyunca sıralanır. Değişik zamanlar kadar, değişik mekânlar da birbiri üstüne biner. Bu Mevsim Yüzme Havuzu şiirinde havuzda yıkananlar, İsa'nın kutsadığı yoksullara, sakatlara dönüşür.
Deniz burnundaki bir otel (Burun) ya da eski bir yapı onu alıp Kartaca'ya götürür.
Barbar (Yıkıcı) şiirinde çadırlarda yaşayan atalarının yanındadır. Kötü Kan'da da aynı özlemi dile getirir.
Kentler II'de zamanın Londra'sı eski Londra ile kaynaşır.
Teker İzleri ve Sahneler çocukluk günleridir, çadır tiyatrolarında gördüğü oyunlardır.
Eski'de şimdiki zamanla gelecek zaman birleşir, özgür yaşam gerçekleşir: "Gezin gece, o kalçanı, o ikinci kalçanı ve sol baldırını oynatıp tatlı tatlı".
Krallık şiirinde bir düş gerçek olur, bilinçaltı ve bilinç bir araya gelerek şimdiki zamanla gelecek zamanı çakıştırır: "(...) bir erkekle bir kadın bağırıyorlardı meydanda: 'Dostlarım ece olsun bu kadın!', 'Ece olmak istiyorum!' (...) bütün bir sabah (...) bütün bir öğlen sonrası gerçekten kral oldular".
Tıpkı gündüz rüyası olan hayallerdeki gibi geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman arzu teli boyunca sıralanır. Değişik zamanlar kadar, değişik mekânlar da birbiri üstüne biner. Bu Mevsim Yüzme Havuzu şiirinde havuzda yıkananlar, İsa'nın kutsadığı yoksullara, sakatlara dönüşür.
Deniz burnundaki bir otel (Burun) ya da eski bir yapı onu alıp Kartaca'ya götürür.
Barbar (Yıkıcı) şiirinde çadırlarda yaşayan atalarının yanındadır. Kötü Kan'da da aynı özlemi dile getirir.
Kentler II'de zamanın Londra'sı eski Londra ile kaynaşır.
Teker İzleri ve Sahneler çocukluk günleridir, çadır tiyatrolarında gördüğü oyunlardır.
Eski'de şimdiki zamanla gelecek zaman birleşir, özgür yaşam gerçekleşir: "Gezin gece, o kalçanı, o ikinci kalçanı ve sol baldırını oynatıp tatlı tatlı".
Krallık şiirinde bir düş gerçek olur, bilinçaltı ve bilinç bir araya gelerek şimdiki zamanla gelecek zamanı çakıştırır: "(...) bir erkekle bir kadın bağırıyorlardı meydanda: 'Dostlarım ece olsun bu kadın!', 'Ece olmak istiyorum!' (...) bütün bir sabah (...) bütün bir öğlen sonrası gerçekten kral oldular".
ARTHUR RIMBAUD / İÇERİK
İÇERİK
Rimbaud, "eski ve günümüz şiiri eyleme tempo tutuyor, gelecek yıllar materyalist bir çağa ait, şair bir yurttaş olduğuna göre şiir eylemin önünde gitmeli" diyor ama şiirinin içeriği eyleme öncülük etmiyor. Belki de yanıp sönen bir Komün ayaklanmasının coşkusu bu.
Rimbaud'nun "kesinkes özgün, çok büyük bir şair, çok büyük bir dilci" olduğuna ilk dikkat çeken Paul Verlaine "Illuminations"daki önsözünde, bu düzyazılmış şiirlerin bir konusu, konu birliği olmadığını, en azından kendisinin böyle bir bütünlük bulamadığını yazar.
Freud'un şu tümcelerini bir kez daha aktaralım: "Hayal üç zaman arasında dalgalanır. Ruhsal eylem günün bir izleniminden, şimdiki zamanın sunduğu, kişinin büyük özlemlerinden birini uyarmaya elverişli bir olanaktan kalkar, oradan geçmişteki bir olaya, çoğunlukla bir özlemin gerçekleştirilmiş olduğu çocukluk döneminin bir olayına uzanır..."
Rimbaud daha çok, bu özlemin gerçekleştirilmiş ya da gerçekleştirilmemiş olduğu çocukluk dönemini yazdı. Ne diyor Tristan Tzara: "Rimbaud, kendini kendi koşuluna karşıt araçlarla anlatan bir çocukluktur".
Rimbaud, "eski ve günümüz şiiri eyleme tempo tutuyor, gelecek yıllar materyalist bir çağa ait, şair bir yurttaş olduğuna göre şiir eylemin önünde gitmeli" diyor ama şiirinin içeriği eyleme öncülük etmiyor. Belki de yanıp sönen bir Komün ayaklanmasının coşkusu bu.
Rimbaud'nun "kesinkes özgün, çok büyük bir şair, çok büyük bir dilci" olduğuna ilk dikkat çeken Paul Verlaine "Illuminations"daki önsözünde, bu düzyazılmış şiirlerin bir konusu, konu birliği olmadığını, en azından kendisinin böyle bir bütünlük bulamadığını yazar.
Freud'un şu tümcelerini bir kez daha aktaralım: "Hayal üç zaman arasında dalgalanır. Ruhsal eylem günün bir izleniminden, şimdiki zamanın sunduğu, kişinin büyük özlemlerinden birini uyarmaya elverişli bir olanaktan kalkar, oradan geçmişteki bir olaya, çoğunlukla bir özlemin gerçekleştirilmiş olduğu çocukluk döneminin bir olayına uzanır..."
Rimbaud daha çok, bu özlemin gerçekleştirilmiş ya da gerçekleştirilmemiş olduğu çocukluk dönemini yazdı. Ne diyor Tristan Tzara: "Rimbaud, kendini kendi koşuluna karşıt araçlarla anlatan bir çocukluktur".
14 Şubat 2011 Pazartesi
ARTHUR RIMBAUD / BİLİNMEYEN
BİLİNMEYEN
Izambard'a mektubunda "tüm duyuların düzenini bozarak bilinmez'e erişmek söz konusu" diyor.
Demeny'ye yazdığı mektuba bakalım: "Her söz zaten düşünce olduğundan evrensel bir dil de yaratılacak. (...) Ruha ruh olacak bu dil, düşüncede; koku, ses, renk diye ne varsa hepsini özümleyecek. (...) Demek ki şair, hayvanlardan bile sorumlu."
Sözün Simyası'na da bir göz atalım: "İmreniyordum hayvanların mutluluğuna. (...) Her yaratıkta, varlığını o yaratığa borçlu başka yaşamlar var gibi geldi bana, bir domuzu böylece sever oldum."
Şimdi bazı şiirlerini yeniden görelim Rimbaud'nun: "Durdu evliyaotları ve devinen çançiçekleri arasında bir tavşan (...) dua etti ebemkuşağına (...) değerli taşlar gizleniyor, çiçekler bakıyordu." "Sınırından ormanın çınlıyor, patlıyor, ışıyor düş çiçekleri (...) inen bir kilise, çıkan bir göl var." "Serin ve körpe aydınlıklarla dolmaya başlayan keçi yolunda, ilk tanışmam bana adını söyleyen bir çiçekle oldu. Çamlar arasında saçlarını dağıtan sarışın çağlayana gülümsedim."Bilinmeyene nasıl varılacak?
Izambard'a mektubunda "tüm duyuların düzenini bozarak bilinmez'e erişmek söz konusu" diyor.
Demeny'ye yazdığı mektuba bakalım: "Her söz zaten düşünce olduğundan evrensel bir dil de yaratılacak. (...) Ruha ruh olacak bu dil, düşüncede; koku, ses, renk diye ne varsa hepsini özümleyecek. (...) Demek ki şair, hayvanlardan bile sorumlu."
Sözün Simyası'na da bir göz atalım: "İmreniyordum hayvanların mutluluğuna. (...) Her yaratıkta, varlığını o yaratığa borçlu başka yaşamlar var gibi geldi bana, bir domuzu böylece sever oldum."
Şimdi bazı şiirlerini yeniden görelim Rimbaud'nun: "Durdu evliyaotları ve devinen çançiçekleri arasında bir tavşan (...) dua etti ebemkuşağına (...) değerli taşlar gizleniyor, çiçekler bakıyordu." "Sınırından ormanın çınlıyor, patlıyor, ışıyor düş çiçekleri (...) inen bir kilise, çıkan bir göl var." "Serin ve körpe aydınlıklarla dolmaya başlayan keçi yolunda, ilk tanışmam bana adını söyleyen bir çiçekle oldu. Çamlar arasında saçlarını dağıtan sarışın çağlayana gülümsedim."Bilinmeyene nasıl varılacak?
27 Nisan 2010 Salı
ARTHUR RIMBAUD / KÂHİN RİMBAUD
100.ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE / KÂHİN RİMBAUDABDO RIMBO*
Özdemir İnce / Varlık Dergisi
Eylül 1991 / sayı: 1008
Bugün günlerden perşembe, 11 Temmuz 1991. Jean Arthur Rimbaud, bugünden geriye doğru gidecek olursak, 136 yıl, 8 ay 21 gün önce doğmuş (20 Ekim 1854), 99 yıl 8 ay 1 gün önce ölmüş.* 10 Kasım 1991 günü ölümü yüzüncü yılını tamamlayacak. 37 yıl yirmi gün yaşamış. Biraz daha hesap yapalım. 14'yaşında okul ödevi olarak latince şiir yazmasına karşın, şairliğinin bilinen başlangıcı 1870 kabul edildiğine göre 16 yaşında şiir yazmaya başlamış. 1874 yılında, Londra'da Germain Nouveau'nun yardımıyla ILLUMINATIONS'u son kez temize çektiğine ve bu tarihten sonra şiir yazdığını kanıtlayan bir belge de bulunmadığına göre tamı tamına 5 yıl şiir yazmış: 16 yaşından 21 yaşına kadar. Bir önemli tarih daha: Şiir anlayışını açıkladığı ve poetika alanında bir devrim sayılan o çok ünlü iki mektubunu, Kâhin'in Mektupları'nı, 13 ve 15 Mayıs 1871 tarihlerinde yazmış. Yani on altısının içinde ve şiire başladıktan kısa bir süre sonra.
Fransa, Rimbaud'nun 100. ölüm yılını büyük ve çok yönlü etkinliklerle anıyor. Şu anda, Espace Kronnenbourg Aventure'de (Paris) açılan Rimbaud ve yakınları sergisi devam ediyor. 5 Temmuz'da açılan sergi 31 Temmuz'da kapanacak. Rimbaud anma takviminde ağustos ayı boş görünüyor, ama eylülden itibaren kasım sonuna kadar her gün dolu.
23 Mart 2010 Salı
ARTHUR RIMBAUD
ARTHUR RIMBAUD - ILLUMINATIONSÇev: İlhan Berk / Yeditepe Yayınları / 1971
ÖNSÖZ VE HAYATI
Rimbaud çevirisinin Türkçede yarattığı güçlüklerin başında dil geliyor. Rimbaud'nun Illuminations'da kullandığı dili Türkçede yaratmak güçtür. Ncdeni de dilimizin, özellikle de öztürkçenin, bu dili karşılayacak kadar işlenmiş olmamasıdır. Rimbaud çok işlenmiş büyük bir dilin bütün olanaklarını kullanıyor. Ayrıca bugünkü dilimiz, Fransız dilindeki gibi, birkaçı bir yana, büyük ozanlarını henüz vermemiştir. Dilin büylesine yeni olanaklarını denememiş olmamız Rimbaud çevirilerini zorlaştırıyor. İşte bu güçlükler sonucu Rimbaud çevirileri, Türkçede aslındaki o büyük gücü aktaramamakta. Öte yandan, mensur şiir Türkçemizin enine boyuna işlediği bir tür de değildir. Oysa Rimbaud asıl bu tür yapıtlarıyla büyüktür. Rimbaud bu tür şiirlerinde usu sarsan, allak-bullak eden, kimi yerde de ona karşı çıkan yeni bir dil kullanır. Türkçede bu dili bulmadıkça çeviriler düzyazının alanına kolaylıkla düşer. Belki de bunun için Rimbaud'dan yapılan çeviriler, çoğun koşuk şiirlere yönelmiştir.
Rimbaud çevirisinin yarattığı güçlükler yalnız dilden de gelmiyor.

Dili bilmek yetmiyor: Rimbaud'ya açık olmak da gerekiyor. Bunun için olacak, Rimbaud çevirileri bütün dünyada tartışmalara yol açıyor. Yine bu nedenle pek çok Rimbaud yorumcuları çıkmıştır. Daha çok anlamdan gelen bu güçlük Fransızlar için de çözülmüş bir sorun değildir. Illuminations bu yüzden Fransa'da da, dünyada da azınlığın bir kitabıdır. Öte yandan, bir şiirin çevrilmesi ise önce anlaşılmasıyla sıkı sıkıya bağlı. Ancak anlaşıldıktan sonra çevirinin o kör, belâlı, nankör alanına girilir.
ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / TUFANDAN SONRA
Çeviri: İlhan Berk
TUFAN düşüncesi durulur durulmaz,
Evliya otlarıyla kımıl kımıl çançiçekleri arasında bir tavşan durdu, örümcek ağlarının arasından ebemkuşağına yakardı.
Ey! saklanan kıymetli taşlar, - çoktandır bakıp duran çiçekler.
Büyük, pis sokağa kasap dükkanları kuruluverdi; gravürlerdeki gibi o kat kat denize doğru kayıklar çekildi.
Mavi - Sakal'ın evinde, - mezbahalarda,- pencerelerini güneşin sararttığı cambazhanelerde, kan boşandı. Kan, süt aktı durdu bütün.
Yuvalarını kurdu kunduzlar. Kahvelerde «kahveler» tüttü durdu.
Camlarından hâlâ su sızan koca evin yaslı çocukları o eşsiz resimlere baktılar.
***
Bir kapı çarptı, - köy alanında, çocuk gürül gürül sağanağın altında, fırıldakları, her yandaki çan kulelerinin rüzgâr gülleriyle dolu kollarını döndürdü durdu.
Bayan Alplere bir piyano yerleştirdi. Kilisenin o yüz binlerce mihrabında, ayin yapıldı, ilâhiler okundu.
Kervanlar yola düzüldüler. Buzlar ve kutup gecesinin kaos'unda Splendide Hôtel'i kuruldu.
Kekik çöllerinde uluyan çakılları, - meyve bahçelerinde homurdanan tahta pabuçlu kır tanrıçalarını daha ilk o zaman işitti Ay. Sonra, tomurcuk yüklü, mor, o ulu ormanda Euchads, ilkyazın geldiğini söyledi bana.
-Sağırlar, durgun sular, - Köprünün, ormanların üstlerinden akıp gidiyor köpük; - Kumaşlar, organlar, - şimşekler, gök gürültüleri, - yükselin, akın; - Sular ve acılar, yükselin, daha bir artırın Tufanları..
Onların dağılıp gittiğinden beri, - siz ey gömülen eşsiz taşlar, açılmış çiçekler! - dayanılır gibi değil bu! - ve o kraliçe, saksıda ateş yakan Büyücü kadın, bilmediğimiz o nice şeyi hiç bir zaman bize tutup anlatayım demeyecek.
ÇEV: İLHAN BERK
TUFAN düşüncesi durulur durulmaz,
Evliya otlarıyla kımıl kımıl çançiçekleri arasında bir tavşan durdu, örümcek ağlarının arasından ebemkuşağına yakardı.
Ey! saklanan kıymetli taşlar, - çoktandır bakıp duran çiçekler.
Büyük, pis sokağa kasap dükkanları kuruluverdi; gravürlerdeki gibi o kat kat denize doğru kayıklar çekildi.
Mavi - Sakal'ın evinde, - mezbahalarda,- pencerelerini güneşin sararttığı cambazhanelerde, kan boşandı. Kan, süt aktı durdu bütün.
Yuvalarını kurdu kunduzlar. Kahvelerde «kahveler» tüttü durdu.
Camlarından hâlâ su sızan koca evin yaslı çocukları o eşsiz resimlere baktılar.
***
Bir kapı çarptı, - köy alanında, çocuk gürül gürül sağanağın altında, fırıldakları, her yandaki çan kulelerinin rüzgâr gülleriyle dolu kollarını döndürdü durdu.
Bayan Alplere bir piyano yerleştirdi. Kilisenin o yüz binlerce mihrabında, ayin yapıldı, ilâhiler okundu.
Kervanlar yola düzüldüler. Buzlar ve kutup gecesinin kaos'unda Splendide Hôtel'i kuruldu.
Kekik çöllerinde uluyan çakılları, - meyve bahçelerinde homurdanan tahta pabuçlu kır tanrıçalarını daha ilk o zaman işitti Ay. Sonra, tomurcuk yüklü, mor, o ulu ormanda Euchads, ilkyazın geldiğini söyledi bana.
-Sağırlar, durgun sular, - Köprünün, ormanların üstlerinden akıp gidiyor köpük; - Kumaşlar, organlar, - şimşekler, gök gürültüleri, - yükselin, akın; - Sular ve acılar, yükselin, daha bir artırın Tufanları..
Onların dağılıp gittiğinden beri, - siz ey gömülen eşsiz taşlar, açılmış çiçekler! - dayanılır gibi değil bu! - ve o kraliçe, saksıda ateş yakan Büyücü kadın, bilmediğimiz o nice şeyi hiç bir zaman bize tutup anlatayım demeyecek.
ÇEV: İLHAN BERK
ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / TAN
YAZ şafağını kucakladım.
Sarayların ön yüzlerinde hiç bir kımıltı yoktu daha. Ölüydü sular. Gölge yığınları orman yolundan ayrılmıyordu. Yürüdüm, ılık ve canlı solumalar uyandırarak, değerli taşlar bakışıp kaldı, sessizce kımıldandı kanatlar.
Daha şimdiden o serin, soluk parıltılarla dolu patikada ilk kımıltı bir çiçeğin bana tutup adını söyleyivermesi oldu.
Sarayların ön yüzlerinde hiç bir kımıltı yoktu daha. Ölüydü sular. Gölge yığınları orman yolundan ayrılmıyordu. Yürüdüm, ılık ve canlı solumalar uyandırarak, değerli taşlar bakışıp kaldı, sessizce kımıldandı kanatlar.
Daha şimdiden o serin, soluk parıltılarla dolu patikada ilk kımıltı bir çiçeğin bana tutup adını söyleyivermesi oldu.
ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / ÇOCUKLUK
I
O KARA gözlü, sarı yeleli, kimi kimsesi olmayan. Meksika ve Flemenk masallarından daha soylu; ülkesi nobran mavilikler, yeşillikler olan, o put, gemisiz dalgaların Yunanca, İslâvca, Keltçe yaban adlarla çağrılan sahillerde koşuyor.
Ormanın kıyısında - düş çiçekleri çınlayıp, açılıp, ışıldayıp duruyor, - bir kız portakal dudaklı, çayırlardan çıkıp gelen pırıl pırıl tufanın içinde bacak bacak üstüne atmış [duruyor], denizin, biteyin, ebemkuşaklarının gölgelediği, bir baştan bir başa geçtikleri, giydirdikleri o çıplaklık.
O KARA gözlü, sarı yeleli, kimi kimsesi olmayan. Meksika ve Flemenk masallarından daha soylu; ülkesi nobran mavilikler, yeşillikler olan, o put, gemisiz dalgaların Yunanca, İslâvca, Keltçe yaban adlarla çağrılan sahillerde koşuyor.
Ormanın kıyısında - düş çiçekleri çınlayıp, açılıp, ışıldayıp duruyor, - bir kız portakal dudaklı, çayırlardan çıkıp gelen pırıl pırıl tufanın içinde bacak bacak üstüne atmış [duruyor], denizin, biteyin, ebemkuşaklarının gölgelediği, bir baştan bir başa geçtikleri, giydirdikleri o çıplaklık.
ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / YAŞAMALAR
I
EY o koca caddeleri kutsal ülkenin, taraçaları o tapınağın!
Bana atasözlerini açıklayan o Brahman'a ne oldu? O çağlardan, o yerlerden, hâlâ o ihtiyar kadınları görüyorum! Gümüş saatleri, nehirlere karşı güneşi, dostun omuzumdaki elini, sonra o baharat kokulu odalarda ayak üstü sevişmelerimizi hatırlıyorum. - Düşüncemin yöresinde kızıl güvercinlerin uçuşu görülüyor. - Buraya sürülmüş, bütün edebiyatların o ölümsüz oyunlarını oynayacak bir sahnem oldu. Size o duyulmadık zenginlikleri bir bir göstereceğim. Bulduğunuz o gömülerin tarihini inceliyorum. Sonrasını görüyorum! Kaos'leyin hor görülüyor işte erdemliğim. Sizi bekleyen şaşkınlığın yanında nedir ki benim yokluğum?
EY o koca caddeleri kutsal ülkenin, taraçaları o tapınağın!
Bana atasözlerini açıklayan o Brahman'a ne oldu? O çağlardan, o yerlerden, hâlâ o ihtiyar kadınları görüyorum! Gümüş saatleri, nehirlere karşı güneşi, dostun omuzumdaki elini, sonra o baharat kokulu odalarda ayak üstü sevişmelerimizi hatırlıyorum. - Düşüncemin yöresinde kızıl güvercinlerin uçuşu görülüyor. - Buraya sürülmüş, bütün edebiyatların o ölümsüz oyunlarını oynayacak bir sahnem oldu. Size o duyulmadık zenginlikleri bir bir göstereceğim. Bulduğunuz o gömülerin tarihini inceliyorum. Sonrasını görüyorum! Kaos'leyin hor görülüyor işte erdemliğim. Sizi bekleyen şaşkınlığın yanında nedir ki benim yokluğum?
ARTHUR RIMBAUD / ILLUMINATIONS / TÜMCELER
BU dünya, şaşkın iki çift gözümüz için kara, tek bir ormana, birbirini seven iki çocuk için, bir sahile, - duru sevgimiz için bir çalgılar evine dönünce, - sizi o zaman bulacağım.
Yeryüzünde, sakin, güzel ve «görülmemiş bir lüks içinde» bir tek ihtiyar kaldığı vakit, - dizlerinizin dibinde olacağım.
Bırakın bütün anılarınızı gerçekleştireyim, - sımsıkı bağlayan biri olabileyim sizi, - boğacağım sizi.
Yeryüzünde, sakin, güzel ve «görülmemiş bir lüks içinde» bir tek ihtiyar kaldığı vakit, - dizlerinizin dibinde olacağım.
Bırakın bütün anılarınızı gerçekleştireyim, - sımsıkı bağlayan biri olabileyim sizi, - boğacağım sizi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
