RSS
ALEV ALATLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALEV ALATLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2010 Cumartesi

HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR!

HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR!

Konuşan: Mehmet Gündem
Bilgi ve Düşünce, Mayıs 2003


Derinlik ve sığlık arasında sıkışan hayat!

Hepimiz enkazın altında umutsuzca çırpınan insanlar gibiyiz. Kalabalıkta kalıp sürüye ait olmakla, toplumu inşa etmek farkı 'bilinç'in derinliğinde saklıydı. Bilinçlerimiz yaralanınca biz de kalabalığa karışıp gittik. Dün, bizim entelektüellerimiz başarısızlıkla birlikte gelen sorunlara savunmacı bir refleksle bahaneler sıralamıyor, aksine hayatı daha da yaşanılır kılmak için çözüm arayışlarına yoğunlaşıyorlardı. Onların akılsızlığa, aşksızlığa, adaletsizliğe, ahlâksızlığa, adapsızlığa direnmenin kutsiyetini hatırlattıkları sürece de bu toplum, bu coğrafya iddialı bir duruş sergiliyordu yeryüzünde.

Şimdi 'kendimiz' olamadığımız için, kendi varlığımızı sürekli kılamadığımız için yıkılan medeniyetimizin altından sesimizi duyurmaya çalışırken başka eller, başka akıllar, başka ahlaklar tarafından yeniden inşa edilen 'yeni dünyayı' buruk buruk izliyoruz.

Edilgeniz, suskunuz ...

Dün varlığa mânâ veren bir derinliğimiz vardı. Bugün sığlık içinde boğuluyoruz.

Çünkü yarına 'hayır'la bakmayı öğütleyenlerimiz gittikçe azaldı...

Alev Alatlı ile geniş mânâda bir medeniyet okuması yaptık. İki bölüm halinde yayınlanacak söyleşinin birinci bölümünde sahici dünyanın seyrini konuşurken ikinci bölümde de bu dünyaya Türkiye üzerinden sondaj yaptık.


KÂBUS'TAN RÜYA'YA TÜRKİYE

KÂBUS'TAN RÜYA'YA TÜRKİYE

Uludağ Üniversitesi'nden Bir Söyleşi (2001)


Sizin "Uluslar ötesi derin dünya devleti" olarak adlandırdığınız sistem, 11 Eylül sonrası dünyada daha belirgin ve geniş bir hareket alanı mı buldu?
Hem belirginleşti, hem de kendini deklare etti. Bu sistem 1870'lerde yuvarlık masa ile başlar ve etrafında bir dizi kurum örgütlenir. Bilderberg Grubu, Kraliyet Uluslararası İlişkiler Kuruluşu, Dış İlişkiler Konseyi, Üçlü Komisyon ve Roma Kulübü isimli örgüt. Ve bunların güdümündeki Birleşmiş Milletler. Sonra World Economic Forum. Bunun amacı kartellerle dünya liderlerinin arasındaki küresel işbirliğini artırmaktır. Sistemin sacayakları. Şunu da biliyoruz ki, dünya liderlerinin lider olabilmesi için -başta Bilderberg-bunların onayı gerekiyor. Mesela, daha bir milliyetçi Thatcher'in yerine "Bilderberg'in borazanı" olarak bilinen Major'ın getirilmesi bunun bir sonucudur. Son ABD başkanları da oradan geçtiler.

DÜNYA GLOBAL BİR KÖYE DÖNMEDİ VE DÖNMEYECEK

DÜNYA GLOBAL BİR KÖYE DÖNMEDİ VE DÖNMEYECEK

Konuşanlar: Esra Aydıner-Ayşe Sevim Günay
Kitap Haber, Nisan-Mayıs 2000


Türkiye neden kadınsı bir toplum?
Bunun birkaç sebebi olabilir; iyi bir araştırmaya tabi tutmak lazım. Bana göre 1875'ten itibaren yaşanan ağır savaşların rolü büyük. Bu savaşlar birkaç kuşak boyunca sürdü. İşte o zaman kadınların kaleyi devralma durumu olmuş, üretim de dahil olmak üzere pek çok konuda söz sahibi olmuşlar. Dikkat ederseniz konuyu bu toprakların eski tarihine değin götürmüyorum. Fakat göz ardı edilmemelidir ki, Orta Asya'dan gelişimizden beri bu topraklardaki kadın unsuru önemliydi. Biz buraya kadın-erkek birlikte geldik. Ama 1875'ten sonraki süreçte kadın unsuru ülkenin enerjisi oldu. 1923'ten sonra ise kadın politika ve benzeri konularda toplumda açıkça yer alabildi. Kadın gücünün zaman içinde artarak devam ettiğini düşünüyorum. 1950'lerden sonra yaşanan göç, köyden gelen kadınları fabrikalara aldı. Bu durum kadınların ekonomik gücünü artırdı ve gittikçe toplumda daha çok yer edinmeye başladılar. Günümüz ilkokul öğretmenlerinin % 80'i kadındır, üniversitedeki kadın hocaların sayısı yine erkeklerden fazla, hatta Avrupa'yı bu konuda geçtik. Olayı buradan incelersek kız-erkek çocukların eğitimini üstlenen, ana değerlerini veren, töresinin öğreten, hayata bakışını oluşturan kişinin kadın olduğunu görürüz. Türkiye'deki çocukların çevrelerini kolektif anneler sarmış durumda. Kim mi bu kolektif anneler! Teyzeler, halalar, komşu kızları, ilkokul öğretmenleri vs. Kadın-erkek ilişkilerini bu noktadan değerlendirdiğimizde kadın-erkek ilişkisini sadece eş ve sevgili olarak almamamız lazım. Kadın-erkek ilişkisi hayatın her safhasında mevcuttur.

BATI DÜŞMANI DEĞİLİM

BATI DÜŞMANI DEĞİLİM

Konuşan: Ali Naki Özkan
Milliyet, 22 Ocak 2000


"Dernekler, cemaatler ve sivil toplum örgütlerinin çoğalması ortak dil eksikliğine, toplumsal afaziye işaret ediyor" diyorsunuz. Halbuki biz ortak dilin oluşmasına giden yolu hızlandıracağını düşünüyorduk...
Evet, ne tuhaf değil mi ?! "Darwinci Düşünceyi Destekleme" sivil toplum örgütü ile -mesela!- "Adem ile Havva'yı Yaşatma" sivil toplum örgütlerinin birbirleriyle "ortak dil" oluşturmak üzere ayrıştıklarını düşünmek ne tuhaf! Uzlaşmaz çelişkiyi/çelişkileri görmüyor olmamız mümkün mü? Belki de mümkün çünkü "ortak dil" oluşturmakla "ödün vermek" arasındaki farkın üzerinde durmuyoruz. Oysa bizi Türkiye'de "anti-ideolojide uzlaşma" noktasına getiren bu farktır.

HALK “ENTEL” DEN FARKLI DEĞİL...

HALK “ENTEL” DEN FARKLI DEĞİL...

Konuşan: Ayça Atikoğlu
Milliyet, 11 Mart 1992



"Mış gibi"ler "yapmak değil, olmak" peşindeler. "Sen beni öv, ben seni öveyim, biz birbirimizi övelim" grupları, hemen her alanda "tezgahlar ve tezgahtarlar." Bunlar hep konuşuluyordu, şimdi siz yazdınız. Gerçekten insanların siz dediniz diye kendilerine çeki düzen vereceğini mi düşünüyorsunuz, yoksa sadece içinizi mi döküyorsunuz?
Sadece uyarıyorum. Akranlarımı uyarıyorum. OR'da olan akranlarıma içine düştüğümüz ahlaki kaosun nedenlerine, bu kaostan nasıl çıkabileceğimize ilişkin düşüncelerimi iletmek istiyorum. Türkiye entelijansiyasını yavşaklıktan uzak, ataletten kurtulmuş yeni bir kamuoyu kurmamızı hayati gerekliliği konusunda ikna etmek istiyorum.

AYN RAND KÜLTÜ

AYN RAND KÜLTÜ
Bank Kapital, Aralık 1999

Schrödinger'in Kedisi isimli fütüristik romanın 1. cildinde, 2020'li yıllarda yaygınlaşacak olan bir akımdan bahsediyorsunuz: "Radikal Kapitalizm". Kendilerine "Ayn Rand Kültü" diyen bu militanların neyin peşinde olduklarını açar mısınız?

Ayn Rand malum, hayatını kapitalizmin ilkelerini, doğasını, tarihini; hepsinden öte, ahlaki anlamını açıklamaya adamış bir filozoftu. Romandaki "radikal kapitalistler" de onun izinde giden ve laissez-faire kapitalizmin "akılcı bir varlığın hayatına en uygun ekonomik sistem olduğunu" kanıtlamaya adamış militanlar. Radikal kapitalistler, dünya tarihinde hiç bir ekonomi-politik sistemin değerini, kapitalizm gibi apaçık ortaya koymamış, hiç bir ekonomi-politik sistemin insanoğluna kapitalizm kadar yarar sağlamamış olduğunu iddia ediyorlar. Onlara göre, dünyada hiç bir sisteme, kapitalizme olduğu kadar vahşice, haince, cahilce saldırılmamıştır. Kapitalizme ilişkin dezenformasyon, çarpıtma, yanlış takdim ve yalan öylesine yaygındır ki, 2000'li yılların gençliği bile kapitalizmin gerçek doğası hakkında yeterince bilgi sahibi olamayacaktır. Bu durumun baş sorumluları da "kapitalizmin deformasyona uğramasına seyirci kalan" sözde kapitalistlerdir, günümüz kapitalistleri yani.

KAFKA'DAN İYİYİM

KAFKA'DAN İYİYİM

Konuşan: Serhat Öztürk
Nokta, 29 Mart 1992


Alev Alatlı'nın "nehir roman" olarak nitelediği, toplam 2200 sayfa olacak 4 ciltlik romanının ilk cildi olan Viva La Muerte (Yaşasın Ölüm), piyasaya çıkmasıyla birlikte yankı uyandırdı. Kuşkusuz bunda tartışmaya açık zengin içeriğinden çok, Alatlı'nın kitapta birçok ünlü kişiye adlı adınca eleştiriler yöneltmesi rol oynadı. Hilmi Yavuz, Reha İsvan, Enis Banur, Duygu Asena, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu .. Sonra adı geçen isimlerin (Velidedeoğlu hariç tabii ki) suçlamaların yanıtları geldi. Ve birden Viva La Muerte konuşulmaya başlandı.

Oysa bu tartışmanın kitabın bütünüyle çok da fazla ilgisi yok. Alatlı, Günay Rodoplu adında entelektüel bir kadının 1990'ların Türkiye'sinde yaşanan sürece bakışını anlatıyor kitabında. Halkından uzak düşmemeye gayret eden Rodoplu, bir imza gününde tanıştığı "yeşil elma, tarçın ve kekik kokan yiğit" Şafak Özden'e tutulur. Çünkü türkü söylemeyi bilmektedir; Özden ve Rodoplu, bu ülkenin hüznünün türkülerde dile geldiğini düşünmektedir. Tıpkı Fritz Lang'ın ünlü bilimkurgusu "Metropolis"de olduğu gibi bilgiyle (Rodoplu), yüreğin (Özden) birlikteliğiyle ülkelerine hizmet edecekler, insanları aydınlığa taşıyacaklardır Rodoplu, Özden'in Çayırtepe'ye belediye başkanı olması için bütün gücünü kullanır; ne var ki, seçim sonrası adamın gerçek yüzünü görecek ve düş kırıklığı içinde yaşama isteğini yitirerek hayata gözlerini yumacaktır. Bu hikaye usul usul akarken, biz de Rodoplu aracılığıyla yazarın, bir çok konu üzerine neler düşündüğünü öğrenme fırsatını buluruz. Burada 4 romanın asıl kahramanı olacak Mehmet, çekirge işlevi görerek ustasına sorular sorar ve Rodoplu da anlatır: SHP'den entelijansiyanın hal-i pür-melaline, kutsal kitaplardan nekrofili'ye (ölü sevicilik), eski Mısır'dan Türk Dil Kurumu'na, Atatürk Devrimleri'nden oryantalizme, Batı'nın iki yüzlülüğüne, Sovyetlerin dağılmasına, küçük burjuva çürümüşlüğüne, Filistin meselesine, iktisadi sorunlara, kooperatif üç kağıtlarına ... Daha fazla uzatmanın anlamı yok, biz sorduk Alev Alatlı yanıtladı.


KELÂM HAYSİYETTİR

KELÂM HAYSİYETTİR

Konuşan: Abdullah Keskin
Türkiye ve Dünya / Ufuk Yayınları /Haziran 2003


Viva la Muerte (Yaşasın Ölüm), Alev Alath'nın 1992 yılında yayımlanmaya başlanan Or'da Kimse Var mı? dörtlüsünün ilk kitabı. Kitabı elinize aldığınızda daha ilk satırlarda "aykırı" bir yazarla, "farklı" bir romanla karşı karşıya olduğunuzu anlarsınız: Şairin cenazesi yağmurlu bir günde Şişli Camii'nde öğle namazından sonra kaldırılacak Camiye doluşmuş, aydın topluluğu. "Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi cenazeler de" diyor romanın baş kişisi Günay Rodoplu, "insanların ideolojik birlikteliklerini birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilan gibi fazladan bir işlev üstlenmişlerdi. (… .. ) Bizim takımın, sonuçta 'bizim' cenazemizi kaldıracak takkeliler, kendilerine sürünmesinler diye geri geri kaçtıklarını gördükçe, Müslümanların greve gitmelerini diledim." Alatlı, romanında özellikle Türkiye'nin son 2030 yıllık yakın tarihindeki olgu-olayları ve teorik arka planlarını ele alıyor. Kimler yok ki bu romanda: Profesyonel Müslümanlardan düzenin öz-uzman aydmlarına, Cemil Meriç'ten Abdullah Öcalan'a, Püriten ve:Yahudi karışımı bir aile olan "Pavloviçler", Mardin'den kan davası nedeniyle İstanbul'a göçen "Örenler", sosyal demokrat belediye başkanı Şafak Özden'den Kendal Nezan'a kadar çok geniş bir yelpaze ... Günlük hayattan romana hicret etmiş bu sahici kişilerin inişçıkışları, sevinçleri, hüzünleri, deneyleri bir bütün olarak hayat serüvenIeri gözler önüne seriliyor. Or'da Kimse Var mı? dörtlüsü herkesi ciddiyete davet ediyor. Alatlı'nın da kavgası kelimelerle. Ve “Kelâm bütünüyle haysiyettir”. Kelam sahiplerini, her şeyden önce haysiyete davet niteliğindedir yazdıkları. Alev Alatlı'yla söyleşimizde kimi zaman Günay Rodoplu'nun satır aralarındaki sözlerini, Doğu-Batı ikileminden Mesut Yılmaz'ın danışmanlığına, "milliyetçi" söyleminden TYB'den aldığı ödüle kadar düşünce ve tavırlarını tartıştık.

TOPLUM OLARAK KOORDİNATLARIMIZI YİTİRDİK

Konuşan: Ayşe Sevim / Ekim 2002


II Eylül sonrası, dünya nasıl bir görünüm kazandı?
Bence 11 Eylül derin dünya devletinin Susurluğu'dur. Bu yeni bir olay değil, senelerdir devam eden bir olay. Ancak bana sorarsamz, oğul Bush'un aceleciliği meseleyi biraz daha öne getirdi. Nasılsa olacaktı. Bunu ben söylemiyorum ama Amerika'da dünyanın gittiği yönü iyi takip edenler, zaten 2012 yılı gibi ABD 'de sıkı yönetimin ilan edileceğini, anladığımız anlamda demokratik ABD'nin ortadan kalkacağını ve yeni bir ABD'nin geleceğini söylüyorlardı. Sadece daha erken oldu ama bu çoktandır hazırlanan bir durumdu. O bakımından şaşırtıcı bir tarafı yok. Müslümanlar niye teröristlerle bir tutuluyor? Çünkü şu anda yeni dünya devletini kurmaya çalışanların gözlerini diktikleri zenginlikler Müslümanlarda var, onun için. Müslümanlarda olmayıp Hindularda olsaydı Hindular olacaktı; Aborjinler olsaydı onlar terörist olacaktı.

2 Şubat 2010 Salı

ALEV ALATLI - TÜRKİYE BİR PARMAK ŞIKLATMAYLA DEĞİŞEBİLİR

TÜRKİYE BİR PARMAK ŞIKLATMAYLA DEĞİŞEBİLİR
Konuşan: Mustafa Karaalioğlu
Yeni Şafak,7 Ocak 2002


Schrödinger’in Kedisi serisi ile Alev Alatlı, her romanı büyük tartışmalar yaratan bir yazar. İlk romanı “Yaseminler Tüter mi Hâlâ?” dan sonra İşkenceci yayınlandı. Ardından da Viva La Muerte(Yaşasın Ölüm!) ve “Orda Kimse Var mı?” dörtlüsü.


Alatlı, şimdi de eskiden beri aklında olan bir projeyi yeni bir roman olarak kitaplaştırıyor. Alatlı, Rusya’nın yakın siyasal ve toplumsal tarihi gerçek karakterler üzerinden anlatacağı bu, üç ya da dört ciltlik eseri için "kitapta Slav ruhunu çözmeye çalışıyorum" diyor. Öte yanda, "Türk ruhu"nu çözerken de ilginç bir saptama yapıyor: "Tecrübelerimizi nakletmeyi beceremiyoruz. 23 Nisan'dan önce Meclis-i Mebusan vardı. Hem de iki tane ... Oralarda neler konuşulduğunu bilmiyoruz. Niye okullarda Kazım Karabekir'in, Fethi Okyar'ın, Şevket Süreyya Aydemir'in hatıratı okutulmaz? Neden her kuşak her şeyi yeniden yaşamak zorunda kalır?"

ALEV ALATLI - İSLÂM BİR BATI DİNİDİR

İSLÂM BİR BATI DİNİDİR.

Konuşan: Serap Mahmatlı
İlk Yayınlanış: ArtıHaber
Alev Alatlı ile "Türkiye ve Dünya"
Ufuk Yayınları/1.Basım-09.2003


Türk edebiyatının en ilginç isimlerinden Alev Alatlı Schrödinger'in Kedisi adını taşıyan yeni bir çalışma ile okurlarının karşısına çıkma­ya hazırlanıyor. Annesini kaybettiği bir dönemin dışında, yaklaşık 2 yıldır aralıksız olarak kitabı üzerine çalışan Alatlı, şu günlerele son düzenlemeleri yapıyor. Yaklaşık I5OO sayfayı bulacak olan Schrödinger'in Kedisi, 2016 yılı ve sonrası Türkiye'sine ait projeksiyonları kapsayan fütüristik bir roman. Yalnızca büyük hacmi ile değil, temel aldığı karmaşık düşünsel alt yapısı ile de okurları zorlayacak bir ki­tap. Ancak her zaman provakatif eserler verıneyi başaran Alev Alatlı'nın, okurlarınm inatçılığına ve bu işin altından kalkacaklarına olan inancı tam.

ALEV ALATLI - SCHRÖDİNGER’İN KEDİSİ'nden

SCHRÖDİNGER’İN KEDİSİ
(Kuantum Fizikçileri, Sufî Tayfasıyla-Birleşik Cephe!)
SAÇAKLI DEVRİM


1

“2000 yılını henüz kutlamamıştık,” diye anlattı Talip İmre Kadızade, “90’lardaydık, ‘Yarı geçirgen bir ayna al, önüne bir ışık kaynağı, mesela, bir ampul koy,’ dedi Erkâni Keyman, bir gün piposunu özenle doldururken.

‘Aynanın arkasında ampulden neşredecek fotonları algılayacak bir dedektör, dedektöre bağlı bir de silâh olsun. Silâhın namlusunun kuruya kapatılmış bir kediye doğrultulmuş olduğunu düşün. Ampulü yak. Foton aynadan sekmeden geçerse, dedektör silâhı tetikler ve kedi ölür. Foton seker de aynadan geçmezse, kedi sağ kalır.’

ALEV ALATLI - GÖKYÜZÜNE BAKMAKTAN VAZGEÇTİĞİMİZDE GERİLEMEYE BAŞLADIK

Onu yakından tanıma fırsatı bulduğunuzda, iki Alev Alatlı olduğunu siz de keşfedeceksiniz. Biri sert, tavizsiz, oldukça karizmatik bir düşünce insanı; ötekiyse torunu Mert Ali’yi, köpeği Susam’ı tutku derecesinde seven, turnalardan, türkülerden, dağlardan, çocukluğundan, aşktan ve ölümden söz ederken gözleri nemlenen duygusal ve sevecen bir kadın...

Herkes, birinci Alev Alatlı’yı zaten biliyor, tanıyordu ama ikinci Alev Alatlı’yı bizzat kendisine anlattırmanın hayli çetin bir iş olduğunu söylüyordu. Onu buna ikna etmek benim için de tereyağından kıl çekmek kadar kolay olmadı elbette; ama ne yalan söyleyeyim, abartıldığı kadar zor da olmadı. Bunda, frekanslarımızın çok çabuk tutmasının, yürek yıldızlarımızın birbirini sevmesinin, uyuşmasının ve galiba benim her zamanki gibi tüm doğallığım ve içtenliğimle yaklaşmamın, Alatlı’nın da bu samimi akışı hissetmesinin payı büyük oldu. Şu kadarını söyleyeyim; Alev Alatlı, tanıdığım en güçlü, en özel ve en farklı kadınlardan biri.

İstanbul Beykoz’da, bir ikindi vakti, köpeği Susam, kızı Funda, damadı, torunu Mert Ali ve yardımcısı Maria ile yaşamakta olduğu, arka bahçesinin denizle seviştiği muhteşem evinde buluştuk onunla. Harika bir bahçe, sonsuz mavilikte bir deniz, yaşam sevinci fışkıran kuş cıvıltıları ve yaşlı köpeği Susam’ın havlamaları eşlik etti bize. Susam’ın bir gözü görmüyor, diğer gözü ise güçlükle seçiyor ama “Alınmasın, üzülmesin diye yeni bir köpek almıyoruz. Çünkü beni çok kıskanıyor,” diyor Alev Hanım. Çok kahve, çok sigara tüketen, zamanının tümünü (maksimum dört saati bulan uyku hariç!) bilgisayarının başında sadece yazmaya, araştırmaya ayıran, sokağa hemen hiç çıkmayan Alev Alatlı’yla bu kez aşkı, çocukluğunu, türküleri, atları, yani öteki Alev Alatlı’yı konuştuk.