RSS
YAHYA KEMAL BEYATLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAHYA KEMAL BEYATLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2010 Salı

YAHYA KEMAL BEYATLI / SANATI

MUZAFFER UYGUNER

Yahya Kemal, şiirlerinde hayat, ölüm, aşk, anı deniz, tarih gibi temleri işlemiştir Onun şiirlerinde, çocukluğunda karşılaştığı olayların izlerini de buluruz. Çocukken, annesi, onu dizinin dibine oturtur dinden, Hz. Muhammed’den söz edermiş. Sonra, on bir yaşında iken annesinin ölümünü görmüş, onu unutamadığını her zaman ve her vesile ile söylemiştir. Tanpınar, ölen annesinin -onun üzerinde büyük etkisi olduğu kanısındadır. Evlerinin karşısındaki mezarlık, mezarlıkta yatan ölüler, onun duygusal hayatını etkilemiştir. Bilindiği gibi, Yahya Kemal'in çocukluğunun bazı günleri de Rakofça kırlarında, sınırın ötesinde kalan atalarının armağanı topraklara bakmakla, atalarının at koşturduğu günleri düşünmekle geçmişti. Kendisini bilmeye başladığı yıllarda Tesalya savaşını ve onun kötülüklerini görmüştür. Gazi Ethem Paşa ordularının Atina'ya doğru zaferle yürüyüşleri onu da bütün Balkan Türkleri gibi sevindirmiş, coşturmuştur.

Yahya Kemal'ln aşk yönü de pek erken başlamıştı. Anılarına göre, daha beş yaşında iken Üsküp'de, Redife adında bir kızı sevmiş, 12 ve 15 yaşlarında yeni aşk serüvenleri geçirmiştir.

Henüz sekiz yaşlarında iken, Leskofça göçmenlerinden Hüseyin adlı lalası, ona, Battal Gazi Destanı'ndan parçalar okur; Budin, Belgrad türküleri söylerdi. Annesi ise Kur'an öğretir, Yazıcızade Mehmet'in Muhammediyye'sini okurdu.

İşte, Yahya Kemal'in üzerindeki ilk etkiler bunlardır. Daha sonraki yıllarda. Paris'te Parnasse'çı ozanlarla ve sombolizm taraftarları ile karşılaştı. Birçok kez aşık oldu. Bir çok şiirlerinin yazılmasında ilham veren Celile Hanım ve daha başka hanımlar bulunduğunu biliyoruz.

Yahya Kemal, ilk şiirini, 12 yaşında iken, aşık olduğu Redife için yazdığını söylemektedir. Demek oluyor ki ilk şiirini 1896 yılında yazmıştır. İlk şiirinin yayınlanış tarihi ise 1901 dir. Üsküp'den gönderilen bu şiir, İstanbul görüntü1erini konu olarak almıştır. Başkaları ise, yayımlanan ilk şiirinin, Abdülhamid II. nin tahta çıktığı günü kutlamak için hazırlanan İrtika dergisinin 1 Eylül 1902 tarihli özel sayısında Üsküp Belediye Reisi İbrahim Beyzade Agah Kemal imzasıyla çıkan şiiri olduğunu söylemektedirler. Bu, bir “muhammes” dir.

Paris'e gittiği sıralarda Divan şiirinin etkisi altında bulunuyordu. Paris'de yeni bir şiir havası buldu. Fransız ozanlarının toplandığı kahvehanelerde şiirin manevî havasını da aldı. Şiir dinleyerek geçen saatler boyunca Divan şiirimizi de düşünmüştür elbette.

Bilindiği üzere, Divan şiiri "mazmun" ardında koştuğundan, şiirdeki bütünü ihmal etmişti. Dilde ayrı bir anlayışı sürdüren, fakat son yıllarda bu dil anlayışını yitiren halk şiirimiz de divan şiirine yaklaşmağa başlamıştı. Tanzimat edebiyatı ise divan şiirini esas alarak Fransız şiirini örnek tutmuştu. Divan şiirinin birçok özellikleri Tanzimat şiirinde devam ederken, Fransız şiirinin bütünlük anlayışı da yerleşmeğe başlamıştı. Servet-i Fünun şiiri ise, Fransız şiirini öykünmeye yönelmişti, diyebiliriz.

Yahya Kemal, o sıralardaki Fransız şiirini o zamanın ünlü ozanlarından dinlemiş, incelemiş ve etkisi altında kalmıştı. Şiiri, "musikiden başka türlü bir musikî " içimizin ahengi" olarak düşünmeye başlamıştı. Prof. Vehbi Eralp onun bu düşünceleri ile ilgili olarak şunları söylüyor: "Yahya Kemal'in mısrayı mısra yapan şeye derunî ahenk adını vermesi ve bununla söylenen şiire öz şiir, ya da tad şiiri demesi, 1913 yılına rastlar; Fransa'da rahip Henri Bremond'un aynı görüşü ortaya atması 1925 de oluyor, hem de aynı deyimleri kullanarak…Aslında 19 uncu yüzyıl sonlarından beri, öz şiir görüşü havalarda dolaşır bir halde idi; Bremond'la Yahya Kemal, birbirlerinden habersiz, bu görüşü yakalamış olacaklar. Burada, Newton'la Leibnitz'in, ayrı ayrı yollardan giderek, sonsuz küçükler hesabını aşağı yukarı aynı yıllarda. bulmalarına benzer bir hadise karşısındayız. İşte Yahya Kemal bu görüşle işe koyuldu; elinde estetikçilerin "altın oran" dedikleri bir ölçü vardı. Bir yandan şiirlerini bu ölçüye göre söylüyor, bir yandan da şiirimiz bu ölçünün terazisinde tartılıyordu."

YAHYA KEMAL BEYATLI / HAYATI

Yahya Kemal, 2 Aralık 1884 tarihinde Üsküp'de doğmuştur. Bütün kaynaklar, asıl adının Mehmet Agâh olduğunu belirttikleri halde, kardeşi Reşat Beyatlı bir konuşmasında (Varlık, sayı 492) Ahmet Agâh olduğunu söylemektedir. Babası icra memurluğu ve Üsküp Belediye Başkanlığı yapmış olan İbrahim Naci (Bey), annesi akrabalarından Dilaver (Bey) in kızı Nakiye Hanım idi. Dünyaya geldiği ev, İshakiya mahallesinde Gazi İshak Camii ve medresesine yakın mezar1ıklarla çevrili bir bahçenin içinde bulunuyordu

Yahya Kemal'in ana ve baba tarafı dedelerinde birleşmektedir. Ozan Leskofçalı Galip, annesinin amcasıdır. Ataları, Niş, Vranya ve Leskofça çevresinde yönetim görevlerinde çalışmış ve bilinen ilk atası 1377 yılında Niş’i alan Yahşi (Bey) komutasında bulunan Çankırılı Şehsuvar Bey den dolayı Şehsuvarzadeler adı ile anılagelmiştlr. Yahya Kemal soyadı kanunu çıktığı zaman Şehsuvar adının Türkçesi olan Beyatlı'yı nüfus kütüğüne kaydettirmiştir.

1877-1878 Türk-Rus Savaşı sonunda toplanan Berlin Konferansının, Bosna-Hersek'i Avusturya--Macaristan İmparatorluğuna bırakması sonunda, Yahya Kemal'in baba tarafı Üsküp'e taşınmıştır. Niş'te bulunan topraklarının çoğu, Sırbistan’da, yalnızca Rakofça köyünde olan çiftlik, Osmanlı ülkesinde bulunuyordu.

Yahya Kemal, çocukluk çağlarını Üsküp yöresinde, babaannesinin çiftliklerinde geçirdi. Arasıra Rakofça çiftliğine gider, ata armağanı bu topraklarda gezer, sınırın öbür tarafında kalan topraklara bakardı.

Annesi 1835 yılında, Yahya Kemal henüz on bir yaşında iken veremden. ölmüştür. Bu ölüm, onun hayatında önemli bir yer almıştır. Yahya Kemal, annesini dindar bir kadın olarak anımsar, dizlerinin dibinde oturup dinsel kitaplar okuduğunu söylerdi. Annesinin ölümünden sonra, babası 1898 yılında ikinci kez Mihrimah Hanım ile evlenmiştir. Babası da 1943 yılında Kemalpaşa'da, kaymakam olan kardeşi Reşat Beyatlı 'nın yanında ölmüştür.

Mezarlığa karşı, Karaağaçlar altındaki evde büyüyen, Rakofça kırlarının özgür havasını alan Yahya Kemal, ortasından Vardar nehri akan ve "uzakta karlı dağlar" ile çevrili olan Üsküp de beş yaşında iken (1889) Muradiye Camii yanındaki "yeni mektep 'e başladı. Adı yeni olan bu okulda öğretim eski idi 1811 yılında bu mahalle okulundan ayrıldı. Üsküp Valisi Ahmed Eyüp Paşa’nın açtığı yeni metodlarla öğretim yapan "Mekteb-i Edep’de okumaya başladı. Okuyup yazmayı bu okulda öğrenen Yahya Kemal, güzel, zayıf, sevimli bir çocuktu ve "parlak zekâsı", parlak kişiliği ile, az zamanda kendini göstermişti Burada Selanikli galip Bey ve Hafız Ferit gibi hocalardan ders görmüş, bu okuldaki dört yıllık öğreniminden sonra 1813 Üsküp İdadisi’ne girmişti. Bu arada Türk -Yunan (Tesalya Savaşı çıktığından, ailesi Selanik'’taşınmış, Yahya Kemal de Selanik İdadi’sine başlamıştı. Selanik ile Üsküp arasında gidip gelmeler yüzünden öğrenimi aksamış, sonunda öğrenim için İstanbul'a, gönderilmişti.

12 Haziran 2010 Cumartesi

YAHYA KEMAL BEYATLI / ENDÜLÜS'TE RAKS

Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün,hızı.
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı ...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,
İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri.

YAHYA KEMAL BEYATLI / AÇIK DENİZ

Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum;
Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum.

Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl
Gczdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl,

Aldını Rakofça kırlarının hür havasını,
Duydum akıncı cedlerimin ihtirâsını,

YAHYA KEMAL BEYATLI / RİNDLERİN HAYATI

Halide Edib'e, sanatta ve fikirde ulvî varlığa derin hürmetle



Ba’zan kader, gelen bora halinde, zorludur;
Dağlar nasıl bakarsa siyah ufka öyle bak
Ba'zan da cevreden nece bir adem oğludur,
Görmek değil düşünmeğe bigâne kal! Bırak!

YAHYA KEMAL BEYATLI / RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrün, nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

YAHYA KEMAL BEYATLI / RİNDLERİN ÖLÜMÜ

Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski. Şirâz'ı hayal ettiren ahengiyle.

YAHYA KEMAL BEYATLI / KAR MÛSİKÎLERİ

Varşova 1927



Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.

Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro halinde devamlı,

Bir ergânun ahengi yayılmakta derinden ...
Duydumsa da zevk almadım İslâv kederinden.

YAHYA KEMAL BEYATLI / SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

YAHYA KEMAL BEYATLI / HAYAL ŞEHİR

Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir'den bak!
Bir zaman kendini karşındaki rü'yaya bırak!

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;

O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,
Çevirir camları birden peri kâşânesine,

YAHYA KEMAL BEYATLI / GEÇMİŞ YAZ

Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,
Her ânını, her rengini, her şi'rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan,

YAHYA KEMAL BEYATLI / YOL DÜŞÜNCESİ

Bu def’a farkına vardım ki ihtiyarlamışım.
Hayâtı bir camın ardından gören tılsım

Bozulmuş anlıyorum, çıktığım seyâhatte.
Cihan ve ben değiliz artık eski hâlette

Mısır ve Suriye, pek genç iken, hayâlimdi;
O ülkelerde gezerken kayıtsızım şimdi,

Bu gözlerim, medeniyetlerin bıraktığını
Beş on yıl önce, görür müydü böyle taş yığını?

Bugünse yeryüzü hep madde, her ufuk maddî.
Demek ki âlemin artık göründü serhaddi.

Ne Akdenizde şafaklar, ne çölde akşamlar,
Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehramlar.

YAHYA KEMAL BEYATLI / AKINCI

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle ...

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan,
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

8 Haziran 2010 Salı

YAHYA KEMAL BEYATLI / MEHLİKA SULTAN

Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı;
Mehlika Sultan'a aşık yedi genç
Kara sevdalı birer aşıktı.

Bir hayalet gibi dünyâ güzeli
Girdiğinden beri rü'yalarına;
Hepsi meshûr, o muamma güzeli
Gittiler görmeye Kaf dağlarına.

YAHYA KEMAL BEYATLI / DÜŞÜNCE

Ülfet belâlı şey, fakat uzlet sıkıntılı,
Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş, on yılı?

İnsanlar anlaşıldı. Cihanın da sırrı yok,
Kalsaydı tirkeşimde bugün tek bir altın ok

En tatlı bir hayal için atmazdım ufkuma. ,
Dalsın yakında gözlerim artık son uykuma!

YAHYA KEMAL BEYATLI / ITRÎ

- Rıfkı Melûl Meriç’e-


Büyük Itrî'ye eskiler derler,
Bizim öz mûsıkîmizin piri;
O kadar halkı sevkedip yer yer,
O şafak vaktinin cihangîri,
Nice bayramların sabâh erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîri.


Tâ Budin'den Irâk'a, Mısır'a kadar,
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hür esen rüzgâr,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O dehâ öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.

YAHYA KEMAL BEYATLI / SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye’de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!


Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu ...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık,
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor
Bu saatlerde Süleymâniye tarih oluyor.

YAHYA KEMAL BEYATLI / SİSTE SÖYLENİŞ

Birden kapandı birbiri ardınca perdeler ...
Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

Sam zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden
Fıruze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

Benzetmek olmasın sana dünyâda bir yeri;
Eylül sonunda böyledir İsviçre gölleri.

YAHYA KEMAL BEYATLI / MEVSİMLER

Kopar sonbahar tellerinden,
Derinden, derinden, derinden,
Biten yazla başlar keder mûsıkîsi.

Bu sâhillerin seslenir her yerinden,
Derinden, derinden, derinden,
Hazin günlerin derbeder mûsîkîsi.

YAHYA KEMAL BEYATLI / O RÜZGÂR

Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan!
Gür bir îmanla damarlarda ateşten bir kan
Birleşip böyle diyorlardı, derin bir sesle,
Yeri fethetmek için gelmiş o fâtih nesle.

Böyle bir dersi alan rûha vatan dar görünür;
Dâimâ başka sefer, başka ufuklar görünür.
O nesil duymuş akın zevkini rüzgârda bile;
Bu duyuş varmış akınlardaki atlarda bile;