IIIKURDUĞU DÜNYA ÇELİŞMELERİRoger Garaudy
Çeviren : Mehmet Doğan
Hür Yayınları – 1965 Kafka "edebiyatı kötü bir anlamda, bir kaçış sanatı olarak anlıyordu. Ona göre edebiyat, "gerçekten bir kaçış" tır.
Janouch:
"- O halde "yapıntıyı" (fiction-tasni) yalanla bir mi tutacağız?" diye sorar.
"- Hayır. Yapıntı, özde bir yoğunlaşma, bir değişmedir. Edebiyat ise tersine, erimedir, bu bilinçsiz hayatın yükünü azaltan bir zevk aracıdır, bir uyuşturucu maddedir."
"- Ya şiir?"
"- Şiir, tamamen karşıtı bunun. Şiir, uyandırır."
"- Yani şiir dine mi dönüktür?"
"- Dine demiyeceğim ama duaya, muhakkak" (95)
Bu, Kafka'da, derinlemesine kök salmış bir tema. "Dua edercesine yazmak" (96) Ve Duanın gerçek dili, "aynı zamanda tapınma ve yeğin bir bildiridir." (97)
Kafka'ya göre sanat, Flaubert için olduğu gibi amacı kendinde bir çaba değildir, daha yüksek bir gerçeğin emrindedir. Soy varlığa, gerçeğe katılmadan ve insanlar topluluğuna gönderilen bir bildiri olmaktan başka anlamı yoktur.
Sanatın görevi, hayatın alışılagelmiş çevresini çatlatmak ve çatlakların arasından, daha üstün bir gerçekliğin varlığını, çağrısnı ve umudunu göstermektir. Özdeyişler'inde "Bizim sanatımız, gerçeğin aydınlığında insanın gözlerinin kamaşmasıdır; yalnızca, irkilen gülünç yüzdeki ışıktır gerçek olan, başka hiçbir şey değil... Sanat, gerçeğin etrafında dönen pervane gibidir: ama kendini yakmamağa kararlı bir pervane. Sanat yeteneği, karanlık boşlukta, önceden bilinmeyen, ışık huzmelerinin kuvvetle tutulahileceği bir yer bulmaktan ibarettir" diye yazıyordu.
Böyle anlaşılınca sanat, çok sıkı çalışmaları gerektirir: "Önce kendini mükemmelleştirmek için daha sonra da insanı buna zorlayan alışkanlığın etkisiyle ileri atılan" (98) bir trapezci gibi: "Ben aç durmak zorundayım, başka türlüsü gelmez elimden ... hoşuma gidecek besini bulamadım çünkü" (99) diyen açlık şampiyonu gibi; Şarkıcı Josephine gibi: "onda, şarkının hizmetinde olmayan her şey, bütün güçlülük, bütün hayat olanağı, kayboldu ... O yalnız şarkıda var şimdi" (100)
Bu yaratış, bu sanat yaratışı, kendi içine kapanma değildir. Tersine, bıkıp usanmadan ve boşuna yeraltı galerileri kazmaktır. İç dünyanın nesnelleştirilmesidir. Bir yandan da başka insanlarla karşılaşmadır.
"Kafamda taşıdığım dünyanın sınırsız genişliği. Nasıl kurtulmalı bundan, parçalamadan nasıl kurtarmalı onu? Belki de, onu ezip kendime gömmektense bin parça etmek daha da iyidir. Çünkü benim burada bulunuşumun nedeni bu, en ufak bir şüphem yok bunda." (101)