beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına
ATTİLÂ İLHAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATTİLÂ İLHAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Nisan 2010 Cumartesi
ATTİLÂ İLHAN / ŞİİRİ ÜZERİNE KONUŞMA
Konuşanlar: Hasibe Ayten / Yunus KoraySesimiz, 1 Ocak 1980
Hasibe Ayten. – Çok yönlü bir sanatçısınız. Roman, senaryo, fıkra yazarlığı, denemecilik, eleştiri de, el attığınız yazın alanları. Ama en çok ozan olarak tanınmaktasınız. Bu nedenle söyleşimizi şiir üzerine yapmak istiyorum. Belki alışılmış bir soru. Sormadan edemeyeceğim. Şiire nasıl başladınız?
Attila İlhan -İlk şiirimi ilkokulun üçüncü sınıfında yazdığımı, birkaç kere belirtmiştim. 1933 filan olmalı. Şiirin adı 'ilkbahar'dı, sadece 'çiçekler' ve 'kelebekler' kafiyelerini hatırlıyorum. Bir yıl sonra, tarihte okuduğumuz için olacak, Attila diye bir şiir yazmıştım, o zaman İzmir'de Karşıyaka'da oturuyoruz, yalıdaki evde, babama okudum, beğenmedi. İyi ama, bu anlattıklarım şiire başlamak sayılabilir mi ?
H.A.: - 1946 CHP şiir yarışmasmda Cebbaroğlu Mehemmed Destanı adlı destansı şiiriniz ikincilik almıştı. O zaman ünlü bir ozan olan Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çakırm Destanı ile üçüncüydü. Bu olayla ilgili anı ve izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?
A.İ.: - 1946 şiir yarışmasına nasıl katıldığımı, Duvar adlı şiir kitabımın son basımında, 'meraklısı için notlar' bölümünde ayrıntılı olarak anlattım: gerçekte yarışmaya, şiirin metnini benden alan amcamla babam, benim namıma katılmışlardı. Sorunuzu fırsat bilerek bir noktayı belirtmek isterim, armağanı kazandığım zaman kimsenin tanımadığı bir şair adayı değildim ben, o dönemin sosyalist çevreleri ve dergileriyle ilişkim vardı: Daha 1943'de "Yeni Edebiyat"ta, 45/46'da Türkiye Sosyalist Partisi 'nin organı "Gün" dergisinde bazı şiirlerim yayımlanmıştı, yalnız öğrenci olduğumdan, bu tür işlere kalkıştığım için daha önce bir kere belgelendiğimden; bu şiirlerin bazılarını adımla, bazılarını takma adlarla yayımlıyordum. Yine de söylediklerimin doğruluğunu kanıtlayan belge, armağanı kazandığım duyulduktan sonra "Gün" dergisinin okurlarına yaptığı küçük açıklamadır. Bu dergi 2 Mart 1946 tarihli 7. sayısının ikinci sayfasında, şöyle bir not yayımlamıştı: "CHP şiir müsabakasında ikinci mükafatı, Ağıt adlı uzun şiirini GÜN 'ün ikinci sayısında okumuş olduğunuz arkadaşımız Attila İlhan 'ın kazandığını sevinçle öğrendik. Biz de arkadaşımızı tebrik ederiz. "
40 yıllarında, edebiyat çevrelerinde, ikisi iktidardan yana, ikisi iktidara karşı, dört ayrı grup vardı. İktidar dediğim faşizan İnönü (CHP) diktası. Bunlar birinci kademede, Ataç, Sabahattin Eyuboğlu, Yaşar Nabi, aracılığıyla, Garip üçlüsünü; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet'i tutuyorlardı. İkinci kademede, Suut Kemal Yetkin 'in 'himayesinde' görünen Behçet Necatigil, Cahit Külebi, Oktay Akbal, Salâh Birsel, Fahir Onger, Naim Tirali ve Fazıl Hüsnü yer alıyordu. Bu iki grup CHP diktasının 'resmi' sanatçılarından oluşmuşlardı. İktidara yandaştılar. Karşı yanda ise, solda sosyalistler ve aşırı sağda ırkçı/turancılar yer alırdı. Sosyalistler arasında, Niyazi Akıncıoğlu, Ö.F. Toprak, A. Kadir, Suat Taşer, Cahit Irgat, Mehmet Kemal, Rıfat Ilgaz, Sabri Soran vb. sayılabilir. Ben, Ahmet Arif, Arif Barikat (Damar), Şükran Kurdakul, bu takımın şair adayları arasındaydık. 1946 Armağanı’nın ilginç yanı, sosyalistlerden birinin, CHP yandaşı iki şair, Cahit Sıtkı ve Fazıl Hüsnü arasında yer almış olmasıydı.
ATTİLÂ İLHAN / ŞİİR SANATI
Attila İlhan/Şiir Sanatı,Mayıs 1967
Yenilikçi Türk şiirinin ana sorunu aynı zamanda Batılı ve Türk olabilen esthetique bir bileşime varabilmek sorunudur.
Tanzimat dönemi ozanları olsun, onun ardından gelen Edebiyat-ı Cedide dönemi yazarları olsun, sorunun bileşimci ve özgül niteliğini kavramış görünmemektedirler.Onların çoğu bileşimden çok doğulu ve batılı özellikleri özümlemiş halde değil de, yan yana taşıyan sindirilmemiş bir telifçilik yapmışlardır.
Ciddi bileşim denemeleri bence hececiler döneminde başlamıştır. Ama bu işi başlangıçtaki ünlü hececiler yapmamışlardır.
Beaudlaire yöneliminde bir şiiri Türk şiir geleneğine bağlamak, buradan kişisel olduğu kadar ulusal bir bileşime gitmek girişimi Necip Fazıl’da belirmektedir. Necip Fazıl’ın başladığı işi, kendi kişilikleri ve özellikleri doğrultusunda geliştiren iki başka ozan üstünde durulması gereken yapıtlar vermişlerdir. Ahmet Muhip Dranas ve Cahit Sıtkı Tarancı…
ATTİLÂ İLHAN / SORUSUZ KARŞILIKLARI 1
TDK’NIN ŞİİR ÖDÜLÜNÜ KAZANMASI ÜZERİNE
“………………………………….”
"Bana kalırsa, ozanın diyalektiği ne yalnız kendisiyle, ne yalnız toplumsal koşullarıyla belirlenmiş; bu işin, handiyse cosmique diyebileceğim evrensel bir yanı var: Evren, evrenin içinde doğa, doğanın içinde toplum, toplumun içinde ozan diyorsak, ozanın duyargalarıyla toplumdan olduğu kadar, doğasından ya da evreninden duygu ve izlenim birikimleri de aktaracağını benimsemek zorundayız.
"Başlayan günün geceyi de içermesi, yazın içinde kışın da gelişmesi cosmique (evrensel); tohumun ormanı taşıması doğal çelişkilerdir demek; sonra da toplumsal çelişkileri bir başına varmışlar gibi bunlardan soyutlamaya kalkışmak, dogmatisme'i en kaldıramayacak bir yöntemin uygulanmasında basbayağı dogmatisme yapmaktır.
"Bilmiyorum beni şiir evrenimi uzay ufuklarına değin genişletmeye, bir yandan birey içi karşıtlıkları yansıtmaya çalışırken, öte yandan evrensel çelişkilerin kıvılcımlarını biriktirmeye iten bu düşünceler midir? Yalnız insancıl bir şiir estetiğinin ancak evren içindeki yerine oturunca büyüyebileceğini anlayalı, Türk toplumcu şiirine slogan ve günlük siyasal eylem çizgisini aşan derinlemesine bir diyalektik, bir macro-cosmos boyutu getirmeye çalıştığım doğrudur. Oluyor olmuyor, başarıyorum başaramıyorum, o ayrı sorun; önemli olan, toplumcu estetiğin imgesel yöntemi içersinde, maddenin sıfırdan sonsuza gelişme sürecini, kasaba politikacısı ya da bilgiç fıkra yazan ukalalıklarına düşmeden vermek zorunluluğunun ortaya konması ve anlaşılması!
“………………………………….”
"Bana kalırsa, ozanın diyalektiği ne yalnız kendisiyle, ne yalnız toplumsal koşullarıyla belirlenmiş; bu işin, handiyse cosmique diyebileceğim evrensel bir yanı var: Evren, evrenin içinde doğa, doğanın içinde toplum, toplumun içinde ozan diyorsak, ozanın duyargalarıyla toplumdan olduğu kadar, doğasından ya da evreninden duygu ve izlenim birikimleri de aktaracağını benimsemek zorundayız.
"Başlayan günün geceyi de içermesi, yazın içinde kışın da gelişmesi cosmique (evrensel); tohumun ormanı taşıması doğal çelişkilerdir demek; sonra da toplumsal çelişkileri bir başına varmışlar gibi bunlardan soyutlamaya kalkışmak, dogmatisme'i en kaldıramayacak bir yöntemin uygulanmasında basbayağı dogmatisme yapmaktır.
"Bilmiyorum beni şiir evrenimi uzay ufuklarına değin genişletmeye, bir yandan birey içi karşıtlıkları yansıtmaya çalışırken, öte yandan evrensel çelişkilerin kıvılcımlarını biriktirmeye iten bu düşünceler midir? Yalnız insancıl bir şiir estetiğinin ancak evren içindeki yerine oturunca büyüyebileceğini anlayalı, Türk toplumcu şiirine slogan ve günlük siyasal eylem çizgisini aşan derinlemesine bir diyalektik, bir macro-cosmos boyutu getirmeye çalıştığım doğrudur. Oluyor olmuyor, başarıyorum başaramıyorum, o ayrı sorun; önemli olan, toplumcu estetiğin imgesel yöntemi içersinde, maddenin sıfırdan sonsuza gelişme sürecini, kasaba politikacısı ya da bilgiç fıkra yazan ukalalıklarına düşmeden vermek zorunluluğunun ortaya konması ve anlaşılması!
ATTİLÂ İLHAN / SORUSUZ KARŞILIKLARI 2
TDK’NIN ŞİİR ÖDÜLÜNÜ KAZANMASI ÜZERİNE
“………………………………………”
"Şiirimiz yoksuldur, işin acısı bu yoksulluk duygusal değil, entelektüel bir yoksulluktur. Çağdaşlaşma zorunluluğunun, Batılılaşma diye anlaşılması yanılgısı, ozanı klasik şiir varlığından uzaklaşma yoluna sürüklemiş, giderek Batı şiirinden çeviri bir şiir deyişi yeni Türk şiiri sanılmak dramına varılmıştır. Hiçbir iç uyumu, ses zenginliği olmayan, sözde doğal söyleyişin yalınlığını getiren bu tutum; lafı şiir yapan özellikleri atmayı ustalık, tümceleri devrik söylemeyi dize sanıyordu. 40 yıllan boyunca 'resmi' şiir tutumumuz, Batılılık adına bu, Anadoluculuk adınaysa halk ozanı hececiliğine öykünmek olmuştur. Bu toplumcu ozanların da sık düştükleri bir yanlış, onun için ilkin sorunun nasıl konulacağını aramak gerek.
"Türk Halk şiiri, Türk toplumunun 10.yy'dan 20.yy'a değin yaşadığı altyapısal gelişme sürecinin üstyapıdaki yansımalarından birisidir; bu nedenle de Divan edebiyatını belirleyen etkenler hangileriyse, onlardan etkilenmiştir. Kaldı ki Divan şiiriyle Halk şiiri, Divan musikisiyle Halk musikisi arasındaki farklar çoğumuzun sandığı gibi niteliksel değildir, derece farklarıdır: Halk türküsü ayrı bir musiki evreninin ezgi düzenini getirmez, Divan makamlarının evreni içindedir, onların ilkelidir; halk şiirinin de, Divan şiirinin ilkel düzeydeki belirtisi oluşu gibi: Halk ozanı, halk olduğu için öyle yazmıyor, elinden o kadar gelebildiği için öyle yazıyor. Aksini düşünmek, bugün de aynı ilkel kurallara uygun şiir söyleyen ozanların birer naif gözüyle görülmemesi, gerçek ozanlara oranla asıl Türk ozanları sayılması gerekirdi. Türk halk şiiri içerik olarak da çokluk çağının gerisinde, Divan şiiri gibi tekrarı ve kalıbı bol bir şiirdir. Şu halde bu şiirden yararlanmak da Divan şiirinden yararlanmak gibi, ulusal ve çağdaş bir bileşim arayan ozan için zorunlu fakat yetersizdir. Divan şiirine karşı Halk şiirini ilerici şiir saymak, Ahmet Kutsi "populisme'i değilse, önemli bir yöntemsel yanılgı olmalıdır.
“………………………………………”
"Şiirimiz yoksuldur, işin acısı bu yoksulluk duygusal değil, entelektüel bir yoksulluktur. Çağdaşlaşma zorunluluğunun, Batılılaşma diye anlaşılması yanılgısı, ozanı klasik şiir varlığından uzaklaşma yoluna sürüklemiş, giderek Batı şiirinden çeviri bir şiir deyişi yeni Türk şiiri sanılmak dramına varılmıştır. Hiçbir iç uyumu, ses zenginliği olmayan, sözde doğal söyleyişin yalınlığını getiren bu tutum; lafı şiir yapan özellikleri atmayı ustalık, tümceleri devrik söylemeyi dize sanıyordu. 40 yıllan boyunca 'resmi' şiir tutumumuz, Batılılık adına bu, Anadoluculuk adınaysa halk ozanı hececiliğine öykünmek olmuştur. Bu toplumcu ozanların da sık düştükleri bir yanlış, onun için ilkin sorunun nasıl konulacağını aramak gerek.
"Türk Halk şiiri, Türk toplumunun 10.yy'dan 20.yy'a değin yaşadığı altyapısal gelişme sürecinin üstyapıdaki yansımalarından birisidir; bu nedenle de Divan edebiyatını belirleyen etkenler hangileriyse, onlardan etkilenmiştir. Kaldı ki Divan şiiriyle Halk şiiri, Divan musikisiyle Halk musikisi arasındaki farklar çoğumuzun sandığı gibi niteliksel değildir, derece farklarıdır: Halk türküsü ayrı bir musiki evreninin ezgi düzenini getirmez, Divan makamlarının evreni içindedir, onların ilkelidir; halk şiirinin de, Divan şiirinin ilkel düzeydeki belirtisi oluşu gibi: Halk ozanı, halk olduğu için öyle yazmıyor, elinden o kadar gelebildiği için öyle yazıyor. Aksini düşünmek, bugün de aynı ilkel kurallara uygun şiir söyleyen ozanların birer naif gözüyle görülmemesi, gerçek ozanlara oranla asıl Türk ozanları sayılması gerekirdi. Türk halk şiiri içerik olarak da çokluk çağının gerisinde, Divan şiiri gibi tekrarı ve kalıbı bol bir şiirdir. Şu halde bu şiirden yararlanmak da Divan şiirinden yararlanmak gibi, ulusal ve çağdaş bir bileşim arayan ozan için zorunlu fakat yetersizdir. Divan şiirine karşı Halk şiirini ilerici şiir saymak, Ahmet Kutsi "populisme'i değilse, önemli bir yöntemsel yanılgı olmalıdır.
ATTİLÂ İLHAN / SORUSUZ KARŞILIKLARI 3
TDK’NIN ŞİİR ÖDÜLÜNÜ KAZANMASI ÜZERİNE
"........."
“………………………………”
"Tutuklunun Günlüğü'nde yukardan beri sıraladığım düşüncelerin ışığında, kendi başıma giriştiğim estetik yöntem uygulamalarının sonuçları görülüyor. Kitap iki bölümde ele alınabilir, birinci bölüm yeryüzü boyutları içerisinde ekonomik sömürü olayının, hem siyasal, hem toplumsal, hem de bireysel çelişkilerle verilmesi deneyidir, böyle bir deneye denk düşeceğini sandığım bir teleks haberi düzeniyle yazılmış, dille, haber tekniğinin özellikleri kullanılmıştır. İlk bakışta, tek tek bir milyarder kadının, ya da bir eski amerikalı generalin kişisel (hatta belki cinsel) serüvenleri gibi görünen şeylerin, dibi kurcalandıkça çok uluslu şirketler gerçeğinden, üçüncü dünyanın sömürüsüne değin uzanan, kapitalist ülkelerin geçirdiği bunalıma ilişen bir derinlik kazandığı farkedilir. Şiirin özelliği, yöntem uygulamasının laflarda değil, sorunun konumunda belirmesidir . Düşünceme göre gerçek toplumcu şiirin böyle olması gerekmektedir.
"........."
“………………………………”
"Tutuklunun Günlüğü'nde yukardan beri sıraladığım düşüncelerin ışığında, kendi başıma giriştiğim estetik yöntem uygulamalarının sonuçları görülüyor. Kitap iki bölümde ele alınabilir, birinci bölüm yeryüzü boyutları içerisinde ekonomik sömürü olayının, hem siyasal, hem toplumsal, hem de bireysel çelişkilerle verilmesi deneyidir, böyle bir deneye denk düşeceğini sandığım bir teleks haberi düzeniyle yazılmış, dille, haber tekniğinin özellikleri kullanılmıştır. İlk bakışta, tek tek bir milyarder kadının, ya da bir eski amerikalı generalin kişisel (hatta belki cinsel) serüvenleri gibi görünen şeylerin, dibi kurcalandıkça çok uluslu şirketler gerçeğinden, üçüncü dünyanın sömürüsüne değin uzanan, kapitalist ülkelerin geçirdiği bunalıma ilişen bir derinlik kazandığı farkedilir. Şiirin özelliği, yöntem uygulamasının laflarda değil, sorunun konumunda belirmesidir . Düşünceme göre gerçek toplumcu şiirin böyle olması gerekmektedir.
ATTİLÂ İLHAN / "KÜLTÜRSÜZLEŞME" YA DA HİLELİ YAZI?
Aydınlar Savaşı-Attila İlhan
Bebekus Kitapları-1991
Kültürsüzleşme nedir? (Bu yazı hileli, haberiniz olsun!) Kültürsüzleşme bir grubun, diğer bir kültürle ilişkisi sonucu, kendi kültürünü değiştirmesi, hatta bütünüyle kaybetmesi olayıdır. Azgelişmiş ülkelerin şehir ekonomileri; hayat biçimleri bakımından, ülkenin geri kalan kısmına yabancıdırlar. Batılılar, film, reklamcılık, eğitim ve yabancılann varlığı yoluyla, şehir halkı üzerinde egemenlik kurarlar. Şehir, geniş ölçüde 'kültürsüzleşmiş' bir topluluktur.
Sömürücü; yerli halkın, metropoldeki sömürgeci halka benzemesi amacıyla, eski anlayış ve kuruluşlara, yeni bir biçim venneye çalışır. Ama yerlileri, aşağı bir düzeyde tutarak, tam bir benzerlikten, kesinlikle kaçınır. Bu politika, iki temel ırkçı düşünce üzerine kurulmuştur; bu düşüncelere göre;
1- Hiçbir insan için, bir Avrupalı'ya benzemekten daha güzel bir şey olmayacağı için, Afrika, Asya ve Latin Amerika halkına, Batı uygarlığı aktanlmalıdır.
2- Hiçbir uygarlık, Avrupa uygarlığından üstün değildir. Bu arada yerlinin daima aşağılık bir varlık olduğuna, hiçbir zaman düzelemeyeceğine inanılmaktadır.
Ekonomik ve politik egemenliğin ötesinde, sömürgecilik, üçüncü dünya halkının kişiliğini derinliğine hedef alan, geniş bir beyin yıkama kalkışımı olmaktadır. Sömürgeleşmiş ülke, sömürgeciyi taklit etmesine inandırılmak istenmektedir. Sömürge halkının, sanatı, felsefesi ve dini inkar edilmekte, giderek bu halkın kişiliği yok edilmektedir. Endüstri uygarlığı, az gelişmiş ülkelere, kendi değer ve karşıt değerlerini de aktarmaktadır. Gerçekten de, bu değer ve karşıt değerler, çoğunluk, zengin ülkelerin yönettiği kitle haberleşme (büyük basın, radyo, sinema, televizyon, reklamcılık) vasıtalarıyla iyice yayılmıştır.
Bebekus Kitapları-1991
Kültürsüzleşme nedir? (Bu yazı hileli, haberiniz olsun!) Kültürsüzleşme bir grubun, diğer bir kültürle ilişkisi sonucu, kendi kültürünü değiştirmesi, hatta bütünüyle kaybetmesi olayıdır. Azgelişmiş ülkelerin şehir ekonomileri; hayat biçimleri bakımından, ülkenin geri kalan kısmına yabancıdırlar. Batılılar, film, reklamcılık, eğitim ve yabancılann varlığı yoluyla, şehir halkı üzerinde egemenlik kurarlar. Şehir, geniş ölçüde 'kültürsüzleşmiş' bir topluluktur.
Sömürücü; yerli halkın, metropoldeki sömürgeci halka benzemesi amacıyla, eski anlayış ve kuruluşlara, yeni bir biçim venneye çalışır. Ama yerlileri, aşağı bir düzeyde tutarak, tam bir benzerlikten, kesinlikle kaçınır. Bu politika, iki temel ırkçı düşünce üzerine kurulmuştur; bu düşüncelere göre;
1- Hiçbir insan için, bir Avrupalı'ya benzemekten daha güzel bir şey olmayacağı için, Afrika, Asya ve Latin Amerika halkına, Batı uygarlığı aktanlmalıdır.
2- Hiçbir uygarlık, Avrupa uygarlığından üstün değildir. Bu arada yerlinin daima aşağılık bir varlık olduğuna, hiçbir zaman düzelemeyeceğine inanılmaktadır.
Ekonomik ve politik egemenliğin ötesinde, sömürgecilik, üçüncü dünya halkının kişiliğini derinliğine hedef alan, geniş bir beyin yıkama kalkışımı olmaktadır. Sömürgeleşmiş ülke, sömürgeciyi taklit etmesine inandırılmak istenmektedir. Sömürge halkının, sanatı, felsefesi ve dini inkar edilmekte, giderek bu halkın kişiliği yok edilmektedir. Endüstri uygarlığı, az gelişmiş ülkelere, kendi değer ve karşıt değerlerini de aktarmaktadır. Gerçekten de, bu değer ve karşıt değerler, çoğunluk, zengin ülkelerin yönettiği kitle haberleşme (büyük basın, radyo, sinema, televizyon, reklamcılık) vasıtalarıyla iyice yayılmıştır.
ATTİLÂ İLHAN / ESKİDEN
eskiden çamlar vardı / şimdi ne oldular
gece gündüz gökyüzünü değiştiren
uğultularıyla gönlümüzü zenginleştiren
dalgın ağaçlardı gururlu ve kibar
eskiden puhu kuşları gizemli bahçelerde
vahim yanılmaların ürpertici çığlıkları
birden yoğunlaştırırdı yalnızlıkları
ay boğulurken / bulutlardan bir perde
gece gündüz gökyüzünü değiştiren
uğultularıyla gönlümüzü zenginleştiren
dalgın ağaçlardı gururlu ve kibar
eskiden puhu kuşları gizemli bahçelerde
vahim yanılmaların ürpertici çığlıkları
birden yoğunlaştırırdı yalnızlıkları
ay boğulurken / bulutlardan bir perde
ATTİLÂ İLHAN / İMGELEM KUŞLARI
uykumun camlarına çarpar kırmızı ve en korkunçlar
parıldar balık pullarından gagalarının uçları
yalnızlıkları vahşi / ve kalın mihrace gözlüdürler
bir tutam kıvılcımdır mıknatıslı sorguçları
uzar dal boyunları tüylü dalgınlıklara/ sanırsın ki
eflatun nargilelerin al kadifeden marpuçları
parıldar balık pullarından gagalarının uçları
yalnızlıkları vahşi / ve kalın mihrace gözlüdürler
bir tutam kıvılcımdır mıknatıslı sorguçları
uzar dal boyunları tüylü dalgınlıklara/ sanırsın ki
eflatun nargilelerin al kadifeden marpuçları
ATTİLÂ İLHAN / "MİLLİYET SANAT DERGİSİ" NİN
SORUŞTURMASINA CEVAP
Attila İlhan
(Milliyet Sanat Dergisi, 2 Mart 1972)
Olağan galiba şöyledir: Derebeyi ekonomisinden pazar ekonomisine geçen toplum, toplumsal planda uluslaşma sürecini tamamlarken, sanat planında ulusal bileşimini yapar. Bu bileşimin yöntemi bilimsel yöntem, içeriği (muhtevası) uluslaşma sürecinin içinde taşıdığı çelişkilerdir.
Bu çelişkiler, ekonomiden toplumsal yaşantıya, oradan toplumsal psikolojiye, toplumsal psikolojiden de sanatçının psikolojisine yansır, oradan bir eser olarak çıkarlar. Sanatçının, sistemin iç çelişkilerinden şu ya da bundan yana olması, ulusallık niteliğini değiştirmez. Zira ulus toplumbilimsel bütün olarak (sentez olarak) o çelişkileri yapısında içerir.
Olağan böyledir ya, bizde böyle olmamıştır. Derebeylik ekonomisinden pazar ekonomisine geçişimiz, yabancı mal üreticilerin yararına gerçekleşmiştir. Bunları sömürgelere başarıyla uyguladıkları bir reçeteyi bize de uygularlar, uluslaşma süreci nasıl saptırılır, sömürgeleşmeye doğru götürülürse sanat planında uluslaşma da öyle yozlaştırılır, Batılılaştırmaya götürülür.
Attila İlhan
(Milliyet Sanat Dergisi, 2 Mart 1972)
Olağan galiba şöyledir: Derebeyi ekonomisinden pazar ekonomisine geçen toplum, toplumsal planda uluslaşma sürecini tamamlarken, sanat planında ulusal bileşimini yapar. Bu bileşimin yöntemi bilimsel yöntem, içeriği (muhtevası) uluslaşma sürecinin içinde taşıdığı çelişkilerdir.
Bu çelişkiler, ekonomiden toplumsal yaşantıya, oradan toplumsal psikolojiye, toplumsal psikolojiden de sanatçının psikolojisine yansır, oradan bir eser olarak çıkarlar. Sanatçının, sistemin iç çelişkilerinden şu ya da bundan yana olması, ulusallık niteliğini değiştirmez. Zira ulus toplumbilimsel bütün olarak (sentez olarak) o çelişkileri yapısında içerir.
Olağan böyledir ya, bizde böyle olmamıştır. Derebeylik ekonomisinden pazar ekonomisine geçişimiz, yabancı mal üreticilerin yararına gerçekleşmiştir. Bunları sömürgelere başarıyla uyguladıkları bir reçeteyi bize de uygularlar, uluslaşma süreci nasıl saptırılır, sömürgeleşmeye doğru götürülürse sanat planında uluslaşma da öyle yozlaştırılır, Batılılaştırmaya götürülür.
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 1
ZİNCİRLEME RUBAİLER
Tutuklunun Günlüğü
Bilgi Yayınları - 4. Basım 1987
düşünceli sevda çiçekleri hangi uzak ölülerin
dudaklarıyla uzattıkları
buğulu camlar gibi serin
ölümlü insanın ölümsüzlüğü derinliğinde yatan
hayyam'dan nazım hikmet'e
yazılmış bütün rubailerin
Tutuklunun Günlüğü
Bilgi Yayınları - 4. Basım 1987
düşünceli sevda çiçekleri hangi uzak ölülerin
dudaklarıyla uzattıkları
buğulu camlar gibi serin
ölümlü insanın ölümsüzlüğü derinliğinde yatan
hayyam'dan nazım hikmet'e
yazılmış bütün rubailerin
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 2
bitirmek elbette zor bir şarkıyı başlamaktan
gönüllerde akşam olur mum biter sulanır kan
simsiyah yokluk bulutları çöktü mü salkım salkım
gelecek kuşaklara yansımasıyla avunur insan
gönüllerde akşam olur mum biter sulanır kan
simsiyah yokluk bulutları çöktü mü salkım salkım
gelecek kuşaklara yansımasıyla avunur insan
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 3
çıktım uzay kapılarından o gece evrene baktım
her yıldız başlıbaşına bir sonsuzluktu
ben ufacıktım
kımıldadıkça nasreddin-i tûsi’nin mezarlıklarında
sisli tülbentleriyle serviler
doydum ölüme
yeniden dünyaya acıktım.
her yıldız başlıbaşına bir sonsuzluktu
ben ufacıktım
kımıldadıkça nasreddin-i tûsi’nin mezarlıklarında
sisli tülbentleriyle serviler
doydum ölüme
yeniden dünyaya acıktım.
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 4
gece kıvrak poyraza karşı kıvılcımlı çingeneler
ocak sönmüş
yine dönmüş eski yalnızlıklarına son güvercinler
bütün antenlerde telaş telaş alarm ıslıkları
ateşlendi ateşlenecek
gizli rampalarında güdümlü füzeler
ocak sönmüş
yine dönmüş eski yalnızlıklarına son güvercinler
bütün antenlerde telaş telaş alarm ıslıkları
ateşlendi ateşlenecek
gizli rampalarında güdümlü füzeler
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 5
iş ağaçta değil onu böyle büyüten toprakta
bilmek önemli gerçi asıl iş anlamakta
kudüs'te çanlar çalar
mekke'de ezanlar büyüse de
gerçeklerin en yalnızı
en katlanılmazı ve en kemiklisi
şu çıplak doğanla şu ölen çıplakta
bilmek önemli gerçi asıl iş anlamakta
kudüs'te çanlar çalar
mekke'de ezanlar büyüse de
gerçeklerin en yalnızı
en katlanılmazı ve en kemiklisi
şu çıplak doğanla şu ölen çıplakta
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 6
karanlık pıhtılaşır ufuklarda kirli bir kan gibi
kış günü dağlarda can çekişir yaralı insan gibi
sular solar kuşlar ölür yıldızlar yanmaz olur
bir rüzgar eser yalnız
tohumlarla dolu uğultulu bir rüzgar
insanları iki bin yıldır ayakta tutan
öfkeli umutlardan gibi
kış günü dağlarda can çekişir yaralı insan gibi
sular solar kuşlar ölür yıldızlar yanmaz olur
bir rüzgar eser yalnız
tohumlarla dolu uğultulu bir rüzgar
insanları iki bin yıldır ayakta tutan
öfkeli umutlardan gibi
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 7
şalteri indirirler ceryan kesilir ampuller söner
yepyeni bir karanlığa başlarsın
eski bir deprem kımıldanır iç kulağında
billur bir avize düşer kırılır tuz parça olur
duyulmaz
öldüğünü anlarsın
yepyeni bir karanlığa başlarsın
eski bir deprem kımıldanır iç kulağında
billur bir avize düşer kırılır tuz parça olur
duyulmaz
öldüğünü anlarsın
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 8
ney kûdüm ve nekkâre ve yaldızlı aslanağızları
insanca duygulanmanın şafakta uçuşan yıldızları
tamamla kendini mevlânâ' dan
bedreddin'in suyundan iç
yüzyıldan yüzyıla büyürler eksilmez hızları
insanca duygulanmanın şafakta uçuşan yıldızları
tamamla kendini mevlânâ' dan
bedreddin'in suyundan iç
yüzyıldan yüzyıla büyürler eksilmez hızları
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 9
doldurur kanlı üzüm salkımları
saltanatlı çardaklardan
akşamın bütün boşluklarını
duyarsın dinlesen hayalet gemilerin yorgun soluduklarını
bir balıkçıl gerçekleşir en koyu yerinde dalgınlığının
hatırlatarak düşünmekte
insanların savunmasız olduklarını
saltanatlı çardaklardan
akşamın bütün boşluklarını
duyarsın dinlesen hayalet gemilerin yorgun soluduklarını
bir balıkçıl gerçekleşir en koyu yerinde dalgınlığının
hatırlatarak düşünmekte
insanların savunmasız olduklarını
ATTİLÂ İLHAN / ZİNCİRLEME RUBAİLER 10
eski begonyalar da ağlamaktadır güneş de batar
tutmuş ellerinden yalnızlıklarını henüz doğmamış çocuklar
bir çığ düşer kuş cıvıltılarından bütün haziran
başladım sandığın şarkı biter ansızın
bitirdim sandığın başlar
tutmuş ellerinden yalnızlıklarını henüz doğmamış çocuklar
bir çığ düşer kuş cıvıltılarından bütün haziran
başladım sandığın şarkı biter ansızın
bitirdim sandığın başlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
