RSS

23 Şubat 2010 Salı

Jean BAUDRILLARD / Enerjinin Yazgısı

Burada betimlenen tüm olaylar ikili -fizik ve matematik- bir tanıya bağlıdır. Fiziksel açıdan, dengesizlik halindeki bir in­sanlık sistemi içinde bir çeşit devasa geçiş aşamasıyla uğ­raşmaktayız. Bu geçiş aşaması, fiziksel sistemler için olduğu kadar bizim için de büyük ölçüde gizemli olmayı sürdürüyor; ama bu felaketli evrim kendi başına ne yararlı ne de zararlıdır, sözcüğün gerçek anlamında felaketlidir yalnızca.

Bu kaotik sapmanın, başlangıçtaki yeriler karşısındaki bu hiper-duyarlılığın prototipi olan şey, enerjinin yazgısıdır. Kül­türümüz tersinmez bir enerji özgürleşmesi sürecinin geliştiğini gördü. Önceki bütün kültürler dünyayla tersine çevrilebilir bir anlaşmaya, enerji bileşenlerinin de katıldığı dengeli bir düzenlemeye bağlıydı, asla bir enerji özgürleşmesi ilkesine değil. Enerji "serbestleştirilecek" ilk şeydir ve sonraki tüm öz­gürlükler bu modele göre düzenlenecektir. İnsan da enerji kay­nağı olarak serbest bırakılmıştır ve böylelikle de tarihin ve ta­rihin hızlanışının devindirici gücü haline gelmiştir.


Enerji modernliğin tüm sanayi ve teknik düşlerini besleyen, fantastik bir yansıtma türüdür; insan anlayışını da bir irade di­namiğine indirgeyen odur. Bununla birlikte, hortum, kaos ve felaket olaylarına ilişkin en yeni modern fizik buluşları sa­yesinde herhangi bir akışın, herhangi bir doğrusal sürecin, hız­landırıldığında felaket eğrisine benzer tuhaf bir eğrilik edin­diğini biliyoruz.

Yolumuzu gözleyen felaket, kaynakların tükenmesi felaketi değildir. Tüm biçimleriyle enerji giderek artacaktır, en azından sonrasında bizi artık insan olarak ilgilendirmeyecek bir zaman vadesi çerçevesinde artacaktır. Nükleer enerji tükenmezdir; Güneş enerjisi, gelgitlerin, büyük doğal akışların, hatta doğal felaketlerin, depremlerin ya da volkanların enerjisi tükenme­yecektir (teknik imgeleme güvenebiliriz). Buna karşılık dra­matik olan şey, dengesizliğin dinamiğidir; enerji sisteminin çok kısa vadede öldürücü bir düzensizleşme yaratabilecek şe­kilde zıvanadan çıkmasıdır. Nükleer enerjinin serbest bı­rakılmasının birkaç parlak örneği şimdiden var elimizde (Hi­roşima ve Çernobil); ama viral ya da radyoaktif, her zincirleme tepki potansiyel olarak felakettir. Tam bir salgından bizi hiçbir şey korumuyor; atom santrallarını çevreleyen şeyler bile. Ener­ji aracılığıyla dünyayı dönüştürme sistemi, bütün olarak, ener­jinin; özüne denk düşen viral ve salgınlı bir evreye girebilir; önce olumlu sonuçlar doğuran bir harcama, bir düşüş, bir di­feransiyel, bir dengesizlik, minyatür bir felaket halindeyken, kendi devinimi tarafından aşıldığında global bir felaket boyutu alabilir.

Enerji sonuçlar doğuran bir neden gibi düşünülebilir; ama kendini üreten, böylelikle de her tür nedensel1iğe boyun eğmeye son vermiş bir sonuç gibi de düşünülebilir. Enerjinin pa­radoksu, birbirlerinden neredeyse bağımsız biçimde hem ne­denlere ilişkin hem de sonuçlara ilişkin bir devrim olması ve yalnızca nedenlerin birbirine bağlandığı bir yere değil, so­nuçların da zincirinden boşaldığı bir yere dönüşmesidir.

Enerji aşırı-ışıma evresine giriyor. Dünyayı dönüştürme sis­temi bütünüyle aşırı-ışıma evresine giriyor. Enerji, maddesel ve üretici değişken iken, kendiyle beslenen baş döndürücü bir süreç haline geliyor (onu yitirme tehlikesinin olmamasının ne­deni de zaten bu).

New York kentini ele alalım. Bir gün önce öyle enerji har­canmıştır ki her şeyin ertesi gün yeniden başlaması bir mucizedir. Bu, akılcı bir enerji yitimi ilkesi olmadığının, New York gibi bir megapolün işleyişinin termodinamiğin ikinci yasasına ters düştüğünün, kendi gürültüsünden, kendi artıkla­rından, kendi karbon gazından beslendiğinin düşünülmesi dı­şında açıklanamaz; bu bir tür ikame mucizesi yoluyla, enerji harcamasından doğan enerjidir. Bir enerji sisteminin yalnızca niceliksel verilerini ölçen uzmanlar enerjinin, kendi tü­ketiminden doğan benzersiz enerji kaynağını azımsıyorlar. New York'ta bu harcama tamamen bir gösteriye dönüşmüştür, kendi görüntüsüyle voltajı artırılmıştır. Jarry'nin cinsel et­kinlikle ilgili olarak betimlediği (Le Surmâle/Aşırı Erkek) ener­jinin bu aşırı-ışıması, zihinsel ya da mekanik enerji için de ge­çerlidir: Trans-Sibirya 'nın ardından Sibirya'yı da geçen deküpletin üzerinde kimi bisikletçiler ölür, ama pedal çe­virmeye devam ederler. Kadavralara özgü sertlik kadavralara özgü devingenliğe dönüşür, ölü durmadan pedal çevirir, hatta cansızlaştıkça hızlanır. Ölümün cansızlığı enerjiyi son derece artırır.

Bu, Mandeville'in Arılar Masalı'na benzer: Bir topluluğun enerjisi, zenginliği ve parıltısı kusurlarından, kötülüklerinden, aşırılık ve zayıflıklarından gelir. Ekonomi postulatının ters an­lamı: Eğer bir şey harcanmış ise önce onun üretilmiş olması gerekir. Bu doğru değildir. Enerji ve zenginlik ne kadar harcanırsa o kadar artar. Felaketin enerjisidir bu ve hiçbir eko­nomik ölçüm bunun hesabını. tutamaz. Zihinsel süreçlere ait belli bir kendinden geçme biçimi bugün maddi süreçlerde ye­niden görülüyor. Tüm bunlar eşdeğerlik terimleriyle an­laşılmaz; ancak tersine çevrilebilirlik ve aşırılık terimleriyle anlaşılabilir.

Böylece New Yorklular enerjiyi insanlık açısından dü­şünülemez bir çevreden, kokuşmuş havadan, hızdan, panikten, soluk alınamayan koşullardan alıyorlar. Uyuşturucu ve bunun yol açtığı tüm çılgınca etkinliklerin bile şehrin canlılık ve gay­risafi metabolizma oranına dahil olması muhtemeldir. Her şey bu orana dahil; en pis işler de, en saygın işler de. Tam bir zin­cirleme tepki. Her tür normal işleyiş düşüncesi yok oldu. XVIII. yüzyılda söylendiği gibi, bütün varlıklar fesat içindeler; yaşama gerekliliğinin iyiden iyiye uzağına düşen ve daha çok gerçekdışı bir hayatta kalma saplantısına, herkesi ele geçiren ve kendi öfkesinden beslenen o soğuk hayatta kalma tutkusuna bağlı olan aynı taşkınlık ve aynı dramatik aşırı uyarılmaya el­birliğiyle katılıyorlar.


New Yorkluları bu saçıp savurmadan, bu savurganlıktan, bu insanlık dışı ritimden vazgeçirmek ikili bir yanlışlık olur. Birincisi, normal bir insan için tüketici olabilecek fa­aliyetlerini tüketici bulmuyorlar; tersine bu anormal ener­jiden besleniyorlar. İkincisi, eğer hızlarını keserler veya ener­jilerinden tasarruf ederlerse aşağılanırlar. Bilinçli ya da bilinçsiz oyuncuları oldukları, dünyada eşi benzeri olmayan kentsel bir ölçüsüzlüğü ve devingenliği sağlayan kolektif yüksek yaşam düzeylerinde bir zayıflama olur bu. İnsan türünün maruz kaldığı tehlikeler, eksiklikten kay­naklanan tehlikeler (doğal kaynakların tükenmesi,çevrenin tahrip olması, vs.) olmaktan çok aşırılıktan kaynaklanan teh­likelerdir: Enerjinin zıvanadan çıkması, denetlenemeyen zin­cirleme tepki, çılgın özerkleşme. Bu ayrım başattır; çünkü eksiklikten kaynaklanan tehlikelere, ancak günümüzde kabul edilmiş olan Yeni Ekoloji Politik'le (Uluslararası insan soyu haklarının parçasıdır bu) cevap verilebilir; ama bu diğer içkin mantığa, doğayla kumar oynayan bu hızlanmaya kesinlikle hiçbir şey karşı koyamaz. Bir yandan ekolojik çevremizdeki dengenin yeniden sağlanması ve enerjinin yeniden den­gelenmesi mümkünken, öte yandan kesinlikle "denge-dışı" bir devinimle karşı karşıyayız. İlk durumda etik ilkeler, yani yalnızca hayatta kalma biçiminde de olsa, maddi süreci aşan bir ereklilik işin içine giriyor olabilir, ama öte yanda tek erekliliği sınırsız bir hızla çoğalma olan süreç her aşkınlığı emer ve bütün failleri yutar. Böylelikle gezegene özgü tam bir şizofreni içinde, bir yanda her tür ekolojik önlemin, dün­yayı iyi kullanma ve dünyayla ideal etkileşim stratejisinin ge­liştiği görülürken aynı zamanda da yıkım ve dizginsiz per­formans girişimlerinin hızla çoğaldığı görülür. Zaten çoğun­lukla aynı insanlar aynı anda her ikisine de katılırlar.

Hem zaten ilk devinimin yönü (Ekolojik ortak yaşam yo­luyla türün kurtarılması) görece olarak daha açık gözüküyor, ama diğerinin gizli yönelimi hakkında ne biliyoruz? Bu hız­lanmanın, bu dışmerkezli devinimin bir sonu olmalı, insan tü­rünün bir yazgısı olmalı, dünyayla denge ve etkileşim iliş­ki sinden çok daha karmaşık ve muğlak başka bir simgesel ilişki olmalı. Yine yaşamsal, ama bütünlüklü bir tehlike içe­ren bir yönelim yok mu?

Varacağımız yer buysa, kuralını bilmediğimiz bir tür Büyük Oyun içinde tekniğin ve enerjilerin öngörü1emeyen bir sona doğru bu acele gidişine karşı ekolojinin akılcı tan­rısallıklarının hiçbir şey yapamayacakları apaçık ortadadır.

Güvenlik, denetim, suç veya hastalık önleme tedbirlerinin içerdiği sapkın. etkilerden bile korunamıyoruz. Toplumsal, tıbbi, ekonomik ve politik tüm alanlardaki korunmanın hangi tehlikeli aşırılıklara yol açabileceği biliniyor: En yüksek gü­venlik adına atıl (endemique) bir terörün, bir denetim sap­lantısının yerleşmesi çoğunlukla felaketin salgın tehdidi kadar tehlikelidir. Bir şey kesin: ilk verilerin karmaşıklığı, tüm sonuçların potansiyel olarak tersine çevrilebilirlikleri hiçbir akılcı müdahale biçimine ilişkin olarak kendimizi al­datmamamızı sağlıyor. Oyuncuların bireysel ve kolektif ira­desinin böylesine uzağından geçen bir süreç karşısında kabul edilebilecek tek şey, her tür iyi ve kötü ayrımının (dolayısıyla bu durumda teknolojik gelişmenin doğru ölçüsünü bulma ola­nağının) akılcı modelimizin yalnızca çok sınırlı bir çerçevede değer taşıdığıdır. Etik bir düşünce ve pratik bir karar bu sı­nırlar içinde olanaklıdır; bu sınınn ötesinde kendi başlattığımız ve bundan böyle doğal bir felaketin acımasızlığıyla bizsiz gelişen bütün süreç düzeyinde -neyse ki ya da ne yazık ki- iyilikle kötülüğün ayrılmazlığı, yani biri olmadan diğerini uygulamanın olanaksızlığı hüküm sürer. Bu, tam olarak la­netli pay teoremidir; ve bu olmalı mı diye sormak yersizdir, bu böyledir, bunu tanımazlıktan gelmek de en büyük ya­nılgıya düşmek olur. Bu durum, yaşamımızın etik, ekolojik ve ekonomik alanında yapılabilecek olanları bozmaz; ancak yapılabileceklerin etkisini, yazgı alanı olan simgesel düzeyde tamamen göreceli kılar.



Kötülüğün Şeffaflığı _ Ayrıntı Yayınları
İkinci Basım-1998
Fransızca'dan çeviren: Işık Ergüden

Hiç yorum yok: