RSS

23 Şubat 2010 Salı

PABLO NERUDA / KİTAPLAR VE SALYANGOZLAR

Zavallı kitap tutkunları, sık sık acılara katlanırlar. Aradıkları kitaplar ellerinden kayıvermez, kuş gibi havalarda kanat çırpar, satış fiyatlarıyla yükseklere havalanır. Fakat özenilen inci, uzun araştırmalardan sonra elde edilir yine de.

Madrid'li kitapçı Garcia Rico'nun şaşıp kalışını hâlâ hatırlarım. 1934 yılındaydı. Gongara'nın eski bir basımını yirmi ay taksitle bana satmasını önermiştim. Sadece yüz peşeta tutuyordu. Ucuzdu. Ama bende bu para da yoktu. Taksitleri günü gününe ödedim. Foppek basımıydı. 17. yüzyılın bu Flaman yayınevi, altın çağ İspanyol ustalarının eserlerini eşsiz süslemeler ve güzel harflerle basıyordu.


Quevedo'yu sadece o basımlarında okumak hoşuma gider. Harfleri, saldırıya geçmiş savaş düzeninde gemiler gibidir.

Bundan ötürü de, kenar semtlerin eski kitapçılarında, Fransa'nın ve İngiltere'nin ulu kitap evlerinde, uçsuz bucaksız kitapçı dükkânı ormanlarında kaybolurum. Ellerim toz içinde kalır. Ne var ki, arada sırada bir hazine bulup çıkardığım olur. Hiç değilse, bulduğumu sanmanın sevincini duyarım.

Çil çil altınlarla ödenen edebiyat ödülleri az bulunan bu gibi baskıları bulup yüksek paralar ödeyerek satın almama yardım ediyordu. Kitaplığım yavaş yavaş değer ve önem kazanıyordu. Kitaplığımda eski şiir ciltleri kıvılcımlar gibi ışıldıyordu. Tabiat tarihine duyduğum aşırı sevgi yüzünden kitaplığımı dolaştığım dünya şehirlerinde eşsiz kuşlar, böcekler, balıklar üzerine botanik kitaplarıyla dolduruyordum.

Yolculuk kitapları, İbarra basımı inanılmaz güzellikte Don Quijote nüshaları, Dante'nin güzelliği anlatılamaz Bodoni basımı Folio boyu nüshalarını buluyordum. Hatta Moliere'in “Fransa kralının oğlu için basılmış” pek az bulunur nüshalarını. Fakat ömrüm boyunca yaptığım kolleksiyonların en güzeli salyangoz koleksiyonumdur. O inanılmaz değişik yapıları, ay kabuğunu andıran esrarlı porselenlerinin tertemizliği pek hoşuma gidiyordu.

Küba'nın ünlü yumuşak hayvanlar uzmanı Don Carlos de la Torre, kolleksiyonunda bulunan en güzel parçaları bana armağan ettiği günden beri küçük küçük binlerce deniz altı kapısı bana açılıvermişti, sırlarını öğreneyim diye. O günden beri yedi denizde yaptığım bütün yolculuklarda hep onları aradım ve onları gözledim. Fakat itiraf edeyim ki, Paris'in dalgalı hayatında buldum salyangozlarımın çoğunu. Paris'in bitpazarını gölgede bırakan doğa araştırması ürünleri dükkânlarında bütün okyanusların sedefleri vardı. Dünya başkentinin dikenli böğürtlenliklerinde, kırık fenerler ve eski kunduralar arasında Oliva Textil'in en seçkin örneklerini bulmak, elleri Veracruz, ya da aşağı Kaliforniya'nın kayalıkları arasına sokmaktan daha kolaydı.

Mercan dikenleriyle örtülü bir kemik olan Espondylus Rose'yi denizden çıkarıp almanın o baştan çıkarıcı duygusunu kimselere bırakamam.

Bu ganimetlerin bir ikisinin tarih değeri olabilir. Pekin müzesinde Çin denizlerinin en kutsal deniz hayvancıklarının konulduğu sandığı benim hatırıma açıp da sadece iki tane bulunan Thatcheria Mirabilus'den bir tanesini bana armağan ettiklerini hatırlarım. O inanılmayacak kadar eşsiz güzellikte eseri (Okyanus'un Çin'e tapınak ve pagod üslubu armağanı olan) böylece kendi hazineme katmıştım.

Hepsi birbirinden güzel bir sürü kitap toplamam için otuz yıl gerekti. Kitaplığımın raflarında çok değerli bildiğim ciltlerle kitap vardı. Quevedo, Cervantes, Gongora'nın, Laforge, Rimbaud ve Lautremont'un orijinal baskıları. O kitapların sayfaları bana sevimli şairime dokunmuş um duygusunu veriyor. Rimbaud'un el yazısıyla metinler de var. Paris'de bulunduğum sıralar doğum gününde, Paul Eluard bana, İsabelle Rimbaud'un anasına Marsilya'dan yazdığı bir mektubu armağan etti. Paris Milli Kitaplık Müdürlüğü ve Şikago'nun eski kitap meraklıları ele geçirmek için koşuşup durmuştu.

Dünyayı öylesine dolaştım ki, kitaplığım aşırı büyüdü ve özel bir kitaplık ölçülerini aştı. Yirmi yılda topladığım salyangoz koleksiyonumu ve dünyanın bütün ülkelerinden severek seçtiğim beş bin cilt kitabımı günün birinde armağan ettim. Yurdumun üniversitesine. Rektörün güzel sözleriyle, ışık tutan bir armağan olarak kabul edildiler.

Aydınlık düşünceli herkes benim bu armağanımın Şili'de sevinçle kabul edileceğini tahmin eder. Fakat aydınlık düşünmeyen insanlar vardır. Resmî bir eleştirmen öfkeli yazılar yazdı. Bu davranışıma şiddetle karşı çıktı. Atıp tuttu. Bir başkası da, o eşsiz armağanlarımı kabul etmiş olan üniversiteye şiddetle çatan bir söylev verdi parlamentoda. O devlet kuruluşuna o güne kadar yapılan para yardımı kesilsin diye gözdağı verdi. Makale yazarları ve parlamenterler Şili’nin küçük dünyası üzerine buz dalgaları savurdular. Üniversite rektörü parlamento koridorlarında bir oraya bir buraya koşarken az kalsın boynunu kıracaktı.

O günden bu yana geçen yıllarda kitaplarımı da salyangoz koleksiyonumu da hiç gören olmadığı kanısındayım. Hepsi de kitapçı dükkânlarına ve okyanuslarına geri dönmüşler diye aklıma geliyor.


Burhan Arpad / Yaşadığımı İtiraf Ediyorum / Alan Yayıncılık / 1976

Hiç yorum yok: